28 Mart 2013 Perşembe

Başkan'ın canı için El-Fatiha



NBA tarihinin en büyük karakterini kaybedeli tam 40 gün oldu. Los Angeles Lakers'ı satın aldığı tarihten beri ne Tahkim'e ne de Federasyon'a yedirdi. Her daim taraftarın yanında oldu, deplasmana gitmek isteyenleri eli boş göndermedi. Eli darda kim varsa onun yardımına koştu. İçkisi, kumarı vardı ama iyi adamdı. Kumarda da iyiydi hani.

Neyse gelelim konumuza.

Büyük başkanımız bizi bırakalı 40 gün geçti. 40 acı dolu gün. Elimizden gelen hiçbirşey yok. Ancak rahmetlinin ardından hepimiz bir kez Fatih okusak, merhumun ruhuna rahmet inse güzel olmaz mı? Lütfe ALLAH ADI İÇİN EL FATİHA!


 

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdü lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel müstâkim. Sırâtellezîne en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.

Fatiha Sûresinin Anlamı (Manası)

Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!)
Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.


12 Şubat 2013 Salı

Bulgaristan'a Kayağa Gidilir Mi?

Ya aslında tek sıkıntı şu klavyenin başına geçmekte, yazmaya başladı mı insan devamı geldikçe geliyor. Şimdi hazır kış bitmeden şu konuya bir el atayım istedim. Malum havalar soğudu mu, yapılan ilk plan kayağa gitmek oluyor, çoğu zaman da oraya mı gidelim, buraya mı gidelim, yok orası pahalı, burada pistler kısa, öteki yerde skipass pahalı derken programlar genelde hayata geçemiyor. Bir de Bulgaristan mevzusu var tabii. 'Abi Bulgar hem ucuzmuş, hem de pistler uzunmuş.' geyiği ise kayak muhabbetinin vazgeçilmezinden. Malum şu yaşlarda çoğumuz kalkıp da Alplere kayağa gidemiyoruz, hatta hayalini bile kuramıyoruz. Ama Bulgaristan fikri kulağa çok daha makul geliyor.



Peki durum gerçekten öyle mi? Bu sorunun cevabını ilk ağızdan, arkadaşlarla ay başında yaptığımız 5 günlük Borovets seyahatinin ardından sizlerle paylaşmaya karar verdim. Burada yapmanız gerekenleri, ödeyeceğiniz paraları ve yapmamanız gerekenlerle sizlere olabildiğince paylaşacağım.

İlk etapta Bulgaristan'a girebilmek için, eğer yeşil pasaportunuz veya hali hazırda geçerli Schengen vizeniz yoksa, vize almanız gerekiyor. Vize almak içinse en az 6 ay geçerliliği olan bir pasaporta ihtiyacınız var. Vize almak için internette araştırdığınızda karşınıza çıkan ilk yerlere girip de bakmayın, vize başvurunuzu konsolosluk üzerinden yapın. Daha doğrusu konsolosluğu arıyorsunuz, sizi Harbiye'de pek çok ülkeye vize veren bir yere yönlendiriyorlar, vizenizi oradan alıyorsunuz. Merak edenler veya gidecek olanlar vfsglobal.com/bulgaria/turkey sitesine girip detayları oradan öğrenebilirler. Vize için gerekli evraklar Schengen için istenen evraklarla neredeyse aynı, vize ücreti ve hizmet bedeli de aynı şekilde. Vize için 60€, hizmet bedeli olarak ise 25€ ödüyorsunuz ve vizenizi 5 iş günü içerisinde alabiliyorsunuz. Verilen tavsiye alabilirseniz Schengen almanız, hiç değilse isterseniz gezersiniz deniliyor. Bulgaristan Avrupa Birliği'ne girdi, ancak henüz Schengen verme yetkisine sahip değiller.



Buradan sonra yazımı biraz daha özelleştirerek Borovets için konuşacağım, malum Bansko veya Pamporovo'ya gitmedim, ancak fiyatlar ve pistlerin kalitelerinin benzer olduğu söyleniyor. Yani burada bahsedeceklerim diğer kayak merkezleri için de üç aşağı, beş yukarı geçerli olacaktır. Borovets İstanbul'dan yaklaşık olarak 520km uzaklıkta, yani yol otomobille yaklaşık olarak 6 saat sürüyor, bu süreye ve yola Edirne'de Köfteci Osman'da yemek molası ve sınır kapısında bekleme dahil. Sınırda pek sıkıntı yaşamıyorsunuz, yani biz giderken pek sıkıntı yaşamadık. Otobüs konusunda net bir şey söyleyemiyorum, ancak tahminimce otobüs seyahati otomobilden 1.5-2 kat daha uzun sürebilir.

Borovets'te piste yakın oteller olduğu gibi otomobille 10 dakika civarında mesafelerde de nispeten daha ufak ve daha uygun fiyatlı konaklama imkanları mevcut. Pistlerin yanıbaşındaki otellerdeki odalar fiyat olarak (booking.com'dan baktığım kadarıyla) kişi başı 70 Lira civarlarından başlıyor. Burada bahsedeceğim fiyatlar 4 kişilik odalar için, malum bu yazıyı okuyanların çoğu öğrenci olacağından herkes masrafları en düşük tutmaya çalışacaktır. Biz tatilimizde piste daha uzak ve daha uygun fiyatlı olanakları tercih ettik. Kaldığımız 4 kişilik bungalow'lar kişi başı yaklaşık 50 Lira civarında fiyatlara sahip. Tabii bu fiyatlar Türkiye'deki gibi tam pansiyon fiyatları değil, oda+kahvaltı fiyatları.


Kayak kiraları için 20-30 Lira aralıklarında fiyatlar duydum, ancak kendi kayaklarımızla gittiğimizden bu konuda net bir fiyat veremiyorum. Zaten kiralar kayakların modeline göre değişiyor. Günlük skipass'ın fiyatı ise 55 Leva. Bir saatlik tek kişilik kayak dersi ise 40 Leva'ya mal oluyor. Pistlerin kalitesi ve uzunluğu ise muazzam. Borovets'te her seviyeye uygun ve uzun pist bulmak mümkün. Ancak pistlerin genelini kırmızı (intermediate) pistler oluşturuyor. Ayrıca Borovets'de belirli pistlerde gece ışıklandırma mevcut ve hava karardıktan sonra kayak yapmaya devam edebiliyorsunuz.

Yemek fiyatları ise makul, bir öğününüzü biranız dahil 20 Leva'ya halledebiliyorsunuz, ki orta boy pizza yiyorsunuz, yani doyuyorsunuz. Ayrıca içkilerin fiyatları da tahmin edeceğiniz gibi çok daha uygun, sırf içtiğiniz içkilerden bile büyük kâr etmeniz mümkün. Eğer kayak ekipmanınız yoksa veya eksikse sakın alışverişinizi gitmeden yapmayın, ekipmanlar orada Türkiye'de olduklarından çok daha ucuz. Ayrıca ünlü markalara neredeyse %50 daha uygun fiyatlara ulaşabiliyorsunuz.



Dönüş yolculuğundaysa dikkat etmeniz gereken nokta alışveriş. Olur da Duty Free'den içkiydi, çikolataydı alırım diyorsanız benim tavsiyem o işi Kapıkule'den önce yapmanız. Çünkü bizim Duty Free'lerimizde bildiğiniz gibi her şey sınırlı, ayrıca Kapıkule'de ürünler havalimanlarında olduğundan biraz daha pahalı. Her ne kadar Bulgaristan'dan alacağınız ürünlerin kalitesi daha kötü olabiliyor dense de, o riski almaya değer. Veya getirmek istediğiniz fazla içkiyi önceden alıp bavulunuza atın, istiyorsanız Duty Free'den tekrar alın. Gümrük memurları dönüşte de bagajınızı boşaltıp içerisine bakma yetkisine sahipler, ancak benim anladığım kadarıyla tatile gittiğinizi veya tatilden döndüğünüzü anlayınca pek de uğraşmıyorlar.

Şimdi özellikle masrafları toparlayalım:
Otomobil Yolculuğu: 1200km'lik yolculuk. Benzinli veya dizel, basa basa gittiğimizi varsayalım. Benzinli otomobil için 60l'lik iki depo benzin ile 300x2=600 Lira
Dizel için: 40l'lik iki depo dizel ile 180x2=360 Lira
Ayrıca yurtdışına çıkabilmek için otomobile yeşil sigorta yaptırmak gerekiyor ki aylığı 180€ civarlarına mal oluyor.
Konaklama: Kişi başı oda+kahvaltı gecelik 50 Lira
Yeme-İçme: Öğün başına 25 Lira'dan 25x2=50 Lira (ekstra biralar dahil)
Kayak Kiralama-Skipass: 25+65=90 Lira
Günlük Masraf: 50+50+90=190, 10 Lira da benden 200 Lira.
Bu masraflara ek olarak dediğim gibi yeşil sigorta ve gerekiyorsa vize masrafları ekleniyor.



Tabii bu masrafları yemeden içmeden kısarak azaltmak mümkün.
Türkiye'de İstanbul'a en yakın ve fiyat olarak en uygun Kartepe'yi ele alırsak günübirlik paketler 130 Lira civarlarında, otellerde konaklama ise 100 Lira civarında. Ki en basit matematikle günlük masrafınız 230 Lira oluyor ki, bu haliyle bile Bulgaristan'dan pahalıya geliyor.

Fiyatı, pistlerin kalitesini ve sunduğu ekstra deneyimleri düşününce açıkçası ben fırsatı bulduğum sürece Türkiye'de kayak tatili yapmak yerine Bulgaristan'a gitmeye devam etmeyi düşünüyorum. Yani sözün özü: Evet, Bulgaristan'a kayağa gidilir. Gerçi onca şey yazdım, bence siz de aynı sonuca varmışsınızdır.

Not: 1BGN≈1.2TRY

7 Şubat 2013 Perşembe

Lakers Gündemi #4


Öncelikle bu yazıyı okuyan tüm Lakers taraftarlarından bir isteğim var. Lütfen boy abdestlerinizi bir tazeleyin arkadaşlar. Çünkü bu başımıza gelenlerin başka bir açıklaması yok. Gidin tam bir temizlenin öyle gelin okuyun yazıyı.

Takım son 7 maçta 6 galibiyet aldı. Son 3 galibiyetimiz de deplasmanda. Derecemiz 23-26'ya geldi. Nasıl kötü başladıysak toparlayamıyoruz bir türlü. Fakat sene başından beri ilk kez olumlu sinyaller veriyoruz. İçeride kazandığımız Thunder maçından sonra camia olarak "Lan acaba olur mu?" havasına girdik. Oyun olarak ciddi bir toparlanma var. Bunun en önemli sebebi de başta Kobe olmak üzere topu paylaşmaya başladık. Kobe atmayı tamamen 2.plana attı ve dümeni ele aldı. Nash daha skorer konuma geçti, Clark müthiş bir çıkış yakaladı,Gasol benche geçip üstüne Blake de dönünce 2nd unit bir toparlanma gösterdi ve parçalar ilk kez oturdu Lakers adına.

Ama yine şanssızlığımız baş gösterdi. Önce Suns deplasmanında öndeyken Howard bir kez daha omzundan sakatlandı. Sakatlığının diğerlerine göre daha acı verici olduğunu söylemişti zaten son 3 maçtır da oynayamıyor. Detroit maçını 20 sayıdan defalarca veriyorduk. Sene boyunca toplam 2 tane serbest atış kaçıran Nash o maçın son anlarında 2 tane üst üste kaçırdı. Ama asıl şanssızlıklar bunlar değildi maalesef. Nets maçında sakatlanan Pau Gasol'ün 6-8 hafta arası sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Ameliyat olması gerekirse 3 aya kadar uzayacakmış bu süreç. Çok moral bozucu bir haber. İşler git gide 03-04 sezonuna benzemeye başladı. Gasol tam da ritme girmeye başlamıştı. Uzun rotasyonumuz bir kez daha Clark-Jamison-Sacre üçlüsüne kaldı. Bu haberden sonra Kobe de ince yollu Howard'a mesajı verdi. Kobe'nin "Bazen acıya karşı oynamanız gerekir." açıklaması var. Şu ana kadar bu geceki Boston maçı için Howard konusunda henüz bir haber yok, hala "day-to-day" gözüküyor. Çok çok ciddi bir durum yoksa Kobe'nin dediği gibi acıya karşı oynaması lazım.

                               

Sakatlıklar gerçekten moral bozucu. 3 tane daha deplasmanımız var. Sırasıyla Boston-Bobcats-Miami ile oynayacağız ve en az 3'te 2 yapmak zorundayız. Howard dönerse mümkün gözüküyor. Daha fazla moral bozmadan güzel şeylere gelelim. Önceki yazıda Thunder maçının önemli bir sınav olduğunu söylemiştim. Başarıyla verdik bu sınavı. Çok keyif veren bir galibiyet aldık. Kobe müthiş bir değişim gösterdi. Her ne kadar son 2 maç biraz daha atmaya yönelse de bu yükselişte büyük payı var. 2 kez arka arkaya 14 asist yaptı. 3 kez triple-double'ın kıyısından döndü. Onun bu değişimiyle takım da birbiriyle oynamaktan keyif almaya başladı. Hücum iyiden iyiye akıcılık kazandı. Bunun sayesinde savunmada da gözle görülür bir düzelme var. Bu 7 maçlık dönemde sadece Minnesota'dan (100) ve Hornets'den (106) 100+ sayı yedik.

Nihayet işin ciddiyetine varmış gibiyiz. O kadar galibiyet aldık hala %50'nin 3 maç gerisindeyiz. Biraz geç kalınmış bir ciddiye alınma bu. Umarım play-off treni için çok geç değildir. Ancak böyle oynamaya devam edersek ve başka sakatlık olmazsa ben play-off yapacağımızı düşünüyorum. Oraya geldiğimizde de kimse bizimle eşleşmek istemeyecektir. Söz konusu Lakers olunca kesin konuşamıyorum. Şu yazıyı hazırlarken bile biri sakatlanmış olabilir çünkü.

Bu arada Howard'ın da kalmak istediğine dair haberler çıktı. Kupchak reyiz de "Kalacağından eminiz, onu takas etmeyi kesinlikle düşünmüyoruz." tarzı bir açıklama yaptı. Başta Kobe olmak üzere saha içinde herkes Howard'a yardımcı olmaya ve onun etkinliğini arttırmaya çalışıyor. Bunlar güzel gelişmeler tabii. Howard'ın dominant olduğu maçların çoğunu kazandık. Ben daha önce de söyledim bizle sözleşme uzatacağını düşünüyorum. Bu arada Kobe'nin açıklamalarına fazlasıyla katılıyorum. Howard cüssesinde bir adamın acıya tahammülünün biraz daha fazla olması lazım. Umarım bu geceki Boston maçıyla birlikte döner.

                         

Asıl ayrı bir paragraf ayırmak istediğim bir adam var. Earl Clark... Sene başında kadro da bile düşünülmüyordu, sakatlıklar olmasa belki de hiç şans bulamamaya devam edecekti ancak şans bulur bulmaz müthiş bir çıkış gösterdi. Müthiş yürek koyuyor ve bizim ihtiyacımız olan enerjiyi fazlasıyla verdi. Son sakatlıklardan sonra daha da önemli bir konumda artık. Şampiyonluk senesinde Ariza'nın verdiği katkının daha fazlasını veriyor. Son 1 aydır %50'nin üstünde bir isabetle 11.6 sayı 9.4 ribauntla oynuyor ayrıca istatistiklere yansımayan katkıları fazlasıyla mevcut. Haklı olarak takım arkadaşlarının da saygılarını kazanmış durumda. Gencolardaki en büyük "Arizasever" olarak bu performansı en çok beni mutlu ediyor, yürüyedursun....

Son olarak bu maçlarda acayip hareketler oldu. Kobe'nin Nets defansını parçalayıp Humphries ve Wallace'ı aynı anda potaya sokmasını sanırım herkes izlemiştir. İzlemeyenleri şuradan alalım. Gerçekten müthiş. 35 yaşında ve dirseğinde hafif bir sıkıntısı bulunan bir adamın bunu yapması... Kobe çok büyük adam gerçekten. Bir de Detroit deplasmanında yeni bir .4 olayı yaşadık. Kenarda müthiş bir oyun çizilmiş. Kobe çaresiz gibi gözükürken bir anda potaya yönelen Clark'ı buldu ve o da smaçla bitirdi. O pozisyon için de şuradan alalım. Kobe'nin mimikleri filan süper. Güzel şeylerin hep arkasındayız. D'Antoni hocamı da bu güzel oyun için tebrik ediyoruz buradan.

Yazının sonuna geldik. Lakers için bir türlü her şey yolunda gitmiyor ama ben her şeye rağmen play-off'a kalacağımızı düşünüyorum. Sonrasını o zaman geldiğinde düşünürüz. He unutmadan bu gece için "Ananızı Bacınızı Celtics gibi..."

Erkek Dedikodusu #5


Aylar sonra mikrofon başına geçince işler gerçekten istediğimiz gibi olamayabiliyormuş. Çirkinleşebilme sınırlarını aştığımız yetmezmiş gibi, fazla derecede daldan dala atladığımızı da belirteyim. En boş konuştuğumuz kayıt olabilir. Ben tabii ki çok beğendim. Boş olan şeyler iyidir deyip götürün. Dedikoduyu ciddi manada damarlarınızda hissedeceksiniz.

Faruk ben daha fazla bir şey yazamıyorum abi.




6 Şubat 2013 Çarşamba

Gencolar Sixtape #4



Selamlar. Galiba Faruk bu serinin gününü Cumartesi olarak belirlemiş ama ondan başka da gününde yayınlayan olmamış. Olsaydı problem vardı zaten.

Ben pek müzik dinlemem ya da şöyle söyliyeyim, her şeyi dinlerim ama ilk kez dinleyip beğensem bile "aa bu grupta neymiş?" diye merak etmem. O yüzden pek müzik bilgim yoktur. Genelde film müzikleri dinlerim zaten ya da enstrumental. 

Yine de benim için yerleri özel 2-3 şey var tabii ki müzik adına, en başta da The Smiths gelir. 4-5 yıl önce lisede Manga falan dinlerken (manga'ya bok atmıyorum, iyi şarkıları var) ablamın oda da dinlediği müziklere ilgi duymaya başladım. Nirvana, Pearl Jam, The Smiths o günlerden geriye kalanlar. Burdan ablama da selam olsun.

Ha, peki niye Asleep? 3-4 gece önce habersiz şu filmi izliyordumki soundtrack'inde asleep de varmış. (müthiş film, tavsiye ederim) Benim için daha iyi The Smiths şarkıları var ama bu günlerde en güzeli Asleep.

Gencolars'ın şarkılara gelince; vallaha doğuş ve eto'nun paylaştıkları dışında diğer 3 şarkıyı bilmiyorum bile. Moby baya baya Bedük'e benziyormuş.




Doğuş / Beirut - Elephant Gun
Ege / Moby - Lift Me Up
Eren / Pearl Jam - Nothingman
Faruk / T.I - Ride With Me
Buğra / Kanye - Welcome The Heartbreak feat Kid Cudi

29 Ocak 2013 Salı

#COUNTONKOBE

Nike'ın son Kobe reklamını izlediniz mi? İzleyin. Kobe Bryant reklamı olmasından bağımsız (yalan) Nike'ın en iyi reklamı olabilir.



Bu da reklamdaki metin, muazzam.


“This is how the world works. The sun shines. The grass grows. Kobe Bryant arrives to practice at 3. The other three. Chickens bock, bock, bock. Broccoli can fight cancer. Rice provides energy. Kobe eats rice, broccoli, chicken and the world turns.
“Earthquakes shake, bakers bake, Kobe Bryant shakes and bakes defenders. Philosophers ponder existence, scholars read, Kobe Bryant takes everyone to school. Rain falls, waterfalls dump water, Kobe owns the bucket, that bucket. Snakes are light, low and fast.
“Kobe’s shoes are like snakes. Bees sting when threatened. Kobe Bryant is never threatened. Best is ahead of better. The basket is ahead of the ball. Kobe is light years ahead of them all. This is the way it was, this is the way it is, this is the way it will be.”

28 Ocak 2013 Pazartesi

Uykusuz Her Gece #4

  • İlk olarak haftanın en kötü haberiyle başlamak gerek. Rondo büyük ihtimalle sezonu kapattı sakatlık nedeniyle. Geçen yıl Rose, Rubio'nun yaşadığı sakatlığın benzeri, hatta aynısı, o yüzden sezonun geri kalanını geçtim, gelecek sezon Kasım - Aralık gibi basketbol oynayabilecek. 
  • Dün Rondo'nun sezonu kapattığı haberi düştüğünde Boston evinde Miami ile oynuyordu. Doc Rivers ve seyircilerin haberi olmasına rağmen oyuncuların yoktu. Şu da maç sonu haberi öğrenen Pierce'ın tepkisi.
  • Geçen hafta açıklanan All-Star ilk 5'lerinden sonra yedek takımlar da belli oldu. Doğu'da ilk 5 çıkacak Rondo'nun dünkü sakatlığından sonra onun yerine NBA yönetimi bir kişiyi daha ekleyecek Doğu kadrosuna. Benim için Doğu'da ve Batı'da dışarıda kalan birer adam var hak etmesine rağmen. Josh Smith ve S. Curry. Özellikle Curry'nin seçilmemesi çok büyük haksızlık.
               Batı: Duncan, Lee, Aldridge, Westbrook, Harden, Randolph, Parker.
               Doğu: George, Holiday, Chandler, Noah, Deng, Bosh, Irving.
  • New Orleans Hornets gelecek sezon New Orleans Pelicans oluyor. Bu da logoları. Pelikan komik bir hayvan olduğu için hafif vahşi bir pelikan yapmışlar, iyi de yapmışlar.
  • Memphis - Cleveland arasında da ufak çaplı bir takas oldu. Memphis Ellington, Speights'in karşılığında Leuer'i aldı. Bu rotasyon, pozisyondan ziyade maddi açıdan önemli bir takastı Memphis için. NBA'in en küçük pazarlarından biri oldukları için şimdiden bütçeyi rahatlatmaya çalışıyorlar. Tabii Batı'da zirveye oynadıkları sezonda benchin önemli elemanlarından ikisini vermek zorunda kalmaları üzücü.
  • Bir de iyi haber verelim, Derrick Rose dönüyor. En geç All-Star arasından sonra, yani 2 haftaya kadar Rose'u yine izleyebileceğiz. 
İLK 5
         

Kyrie Irving... Cavs bu hafta 3 maça çıktı ve 3'ünü de kazandılar. Tabii 35 - 4 - 4 ortalamalarıyla oynayan Irving de başroldeydi. İnanılmaz bir yetenek, ligin elit guardları arasına girdi 1,5 yılda.


Kevin Durant... Haftayı 31 sayı 6 ribaund 6 asist ortalamalarıyla kapattı. Her maç 30 atmayı geçtiğimiz yıllarda da yapıyordu ama bu sene üstüne asisti de ekledi.


Carmelo Anthony... Haftayı şut yüzdesi düşük de olsa 31 sayı 6,5 ribaund ile kapattı. Daha dün gece 42 sayı attı.


Lebron James... 29 sayı 11 ribaund 8 asist. Lebron için küçük insanlık için büyük bir istatistik.


Ersan İlyasova... Sezon başından beri uyuyan Ersan kendine geldi. 25 sayı 11 ribaund'la oynadı bu hafta. Şut yüzdesi vs. her şeyi arttı. Aldığı sözleşmenin baskısından da kurtulmuş gözüküyor. Hiç bozmasın...

Çaylak


Damian Lillard... Her hafta olduğu gibi. Kısıtlı Portland kadrosunu playoff potasında tutmayı başardı şu ana kadar Batum ve Aldridge ile birlikte. Çaylak sezonunda bu sorumluluk, büyük iş.

Takım



Duncan - Popovic'siz oynadıkları bu haftayı da mağlup olmadan geçtiler. Ligle dalga geçiyor adamlar...

27 Ocak 2013 Pazar

Gencolar Sixtape #3


Cumartesi olarak ayarladığımız bu seri bir kez daha gününden saptı. Bunun için size açıklama yapacak değilim. Malumunuz Farük nasıl insanlar olduğumuzu anlatan bir yazı yazmıştı.

Bilerek ve isteyerek bugüne kadar paylaşmadığım Mumford ve Oğlanları'nı kendi yazı günüme bırakabildiğim için çok mutluyum. Yaklaşık iki sene önce bir radyo programanı dinlerken tanışmıştım kendileriyle. Kimseye çaktırmadan dinlemeye başladım. Dinlediğim şeylerin fazla yayılmasını sevmiyorum. Lisede Sagopa bu kadar yayıldığı için bugünlere geldim mesela. Bir gün Farük'ün de Mumford paylaştığını görünce artık zamanı gelmiş dedim. Hayatımızın her şekilde kesiştiğini göz önüne aldığımızda, hiç konuşmadan bu oğlanları sevmemize de şaşırmadım -İzmir kızları, selamlar!-. Ara sıra favori şarkılarımızı özel mesajlarla gönderip birbirimize yürüdükten sonra artık tüm şarkılarını hatim ettiğimi söyleyebilirim.

Tüm şarkıları ayrı keyif olmakla birlikte içinde bulunduğum ruh haline en çok uyanı seçtim. Göz yaşları olmayan bir zamandan ve tekrar sevmekten bahsetmişler. Korkularınızı atın falan diyorlar. Bu çocukların bir bildiği vardır. Umutlu erkek seven kızlar..

Gencoların şarkıları hakkında fazla yorum yapmıyorum. Klişe sıralamasına göre bir liste yaptım. Herkes gereken mesajları alsın. Çirkinlik benim işim.




Eren: Mumford and Sons - After The Storm
Faruk: Piston - Adanalı
Ege: Depeche Mode - Walking İn My Shoes
Doğuş: Lana Del Rey - Dark Paradise
İbrahim: Kings of Leon - Closer
Buğra: Red Hot Chili Peppers - Snow

26 Ocak 2013 Cumartesi

Lakers Gündemi #3


Geçtiğimiz günlerde söz verdiğimiz gibi Lakers yazısıyla karşınızdayız. Hazır son maçların çoğunu izlemişken de bana kaldı yazı. Malumunuz Lakers'ta işler hiç yolunda gitmiyor ve şampiyonluk hedeflenen bu sezonda play-off dışı kalma ihtimalimiz kuvvetle muhtemel. Peki neden böyle oldu?

Aslında bu sorunun cevaplarını önceki yazılarımızda da vermiştik. Değişen pek bir şey yok. Birlikte oynamaktan pek de zevk almıyor gibi duran, savunmayla yakından uzaktan ilgisi olmayan ve bitse de gitsek havasındaki bu takımın şu hali hepimize acı veriyor. Lakers en kolay gözüken maçlarda bile rakibe teslim oldu ve şu an 18-25'lik çok kötü bir dereceye sahip. 2012'nin sonlarına doğru olumlu sinyaller vermiştik aslında. Özellikle Staples Center'da kazanılan Knicks maçı sonrasında "İşte şimdi geliyoruz." yorumlarını yaptık. Fakat 2013 facia geçiyor bizim için.  3-10'luk derecemiz var 2013'te ve çatlaklar iyice belirginleşmeye başladı.

Baştan başlayalım. Koç D'Antoni'ye karşı Gencolar'da Eren'le benim tavrımız malumdu. Şu ana kadar D'Antoni'nin yapmasını beklediğim her şeyle ne yazık ki karşılaştık. Takımın kontrolünü kaybetmiş gibi gözüküyor. Bu kadar büyük egoları idare etmek büyük iş. Onun altından kalkabileceği bir iş değildi nitekim şu ana kadar da bana göre kalkamadı. Savunma performansımız giderek düşüyor ve hatta dibe vurdu. Hemen her takımdan 100+ yeme potansiyeline sahibiz. Burada tabii ki oyuncuların da suçu büyük ancak koç da pek faydalı olmadı.

Bir diğer konuda sürelerin dağılışı. D'Antoni geldikten sonra performansı yükselen Jamison ve Meeks sırayla kesiği yediler. Benchin en önemli 2 oyuncusunu neden gözden çıkardı ben bir anlam getiremedim. Formda ve mücadeleci Hill'e süre verip Jamison'ı kesti açıklamalarına katılabilirim. Ancak sahada Duhon varken Meeks'in maçı benchte izlemesi beni çok şaşırttı. Sene başından beri süre almasını beklediğim Earl Clark son sakatlıklar olmasa büyük ihtimal benchte çakılı kalacaktı. Clark demişken aldığı sürenin hakkını fazlasıyla veriyor. Yürüyedursun...

Bir kez daha diyorum ama bu takımın koçu bana göre Phil Jackson ya da D'Antoni'den daha tecrübeli bir isim olmalıydı. Takım psikolojik olarak ağır darbeler aldı ve koçun bu işi şu ana kadar kotaramadığı çok açık. Tecrübeli bir koç olsaydı üst üste bu kadar mağlubiyetlerin alınmayacağı iddiasındayım. Şu saatten sonra bir koç değişikliği gelmesini beklemiyorum çok ekstra bir sıkıntı olmadıkça ama P-Jax olayında keşke işi ego savaşına dönüştürmeseydik. Anladığınız üzere benim gözümde şu takımın koçu Phil Baba olmalıydı.

                             

Madem yukarıda rotasyon, sakatlık dedik oradan devam edelim. Bu sezon bir lanet var üstümüzde bu açık. Büyük dörtlümüz -yanlış olmasın- sadece 10 maçın tamamında beraber oynayabildi. Nash zaten sene başında bir gitti bir daha uzun süre göremedik. Dwight da beli yüzünden %100 değilken bir de üstüne son maçlarda omuz sakatlığı çıktı. Gasol'ün dizleri malumken bir de suratına aldığı darbeden dolayı maçlar kaçırdı. Üstüne gayet iyi bir sezon geçiren ve mücadeleye hasret olduğumuz şu sezonda yüreğini ortaya koyan Hill sezonu kapattı. Blake de aylardır yok ve ne zaman döneceği hala belli değil. Yani bir türlü bir araya gelemedik. En zorlu deplasman turnemizde bir ara sahada Duhon-Morris-Clark-Ebanks-Sacre vardı sahada. Hem de maç koptuktan sonra değil. Ürperdim resmen. Takımın bir arada oynayamaması da bir türlü ritme giremememize sebep oldu. Bu kadar yeni kurulan bir takım için çok büyük bir handikap.

Takımın ana sorunlarından biri de Dwight Howard'ın huzursuzluğunun artması. Howard'ın hücumda az kullanılmaktan şikayetçi olduğu haberleri vardı. Hatta son dönemde Lakers'la sözleşme uzatmayacağı, Lakers yönetiminin de bu yüzden onu takas edeceği haberleri bile çıktı. Saha içinde de özellikle bir kaç maç çok net olarak umursamazları oynadı Howard. Zaten fiziksel olarak %100 değildi üstüne moral olarak da çökünce Aaron Gray'den filan blok yemek gibi saçma sapan işlerde bulundu. Kariyerinde 3 kez maçtan atılmış Howard, ikisi bu sezon. Howard'ın bu çıkışı sonrası doğal olarak gözler Kobe'ye çevrildi. O da "Ben Dwight'a yardımcı olmak için elimden geleni yapıyorum, yaparım." tarzı bir açıklama yaptı. Dwight Howard'ın agresif olduğu neredeyse tüm maçlarımızı kazandık. O konsantre olunca ne kadar etkili bir oyuncu artık bunu söylememe gerek yok. Maçın içinde oldukça savunma konsantrasyonumuz artıyor, hücum akıcılık kazanıyor. Burada Nash'e büyük sorumluluk düşüyor. Bazen topu Kobe'den almalı ve Howard'ı maçın içinde tutmalı.

Top paylaşımı gerçekten çok önemli. İşler Kobe'nin zorlama bire birlerine kaldığı zaman hücumda zorlanıyoruz. Kobe'nin "Eeeeh yeter bırakın topları bana." modundan çıkması lazım. Ama burada tek suçlu Kobe değil. Takım arkadaşlarının biraz daha agresif olması lazım. Hücumda çok durağan kaldığımız dönemler var. Ayrıca topların da Nash üzerinden dönmesi herkes için daha iyi olacaktır diye söylemekten dilimizde tüy bitti. Bu kadar çok hücum silahı olan bir takımın 90 sayı civarında kalması kabul edilemez.

                                  
Tabii ki işler bu kadar kötü giderken takas dedikoduları da iyiden iyiye arttı. Yukarıda da belirttiğim gibi işlerin içine Howard da dahil oldu. Hatta bazı yerlerde Nash bile yollanıyor. Ben şu noktada Howard takasının imkansız olduğunu düşünüyorum. Keza Nash'in de takas olmayacağı bence kesin. Bir şekilde Howard'ın mutluluğu sağlanır ve sözleşme uzatıp burada kalmaya devam eder. Ancak işin diğer tarafındaki Gasol için artık takas kaçınılmaz gibi. Kendisi de yaptığı açıklamalarda yakın zamanda bir takas beklediğini söylüyor. Ne yazık ki 2 sene önceki Dallas serisinden bu yana Gasol bir kaç kıvılcım hariç çok vasattı. Son olarak sakatlandıktan sonra benchten geliyor. Performansı biraz olsun artmasına rağmen kendisi bu durumdan memnun olmadığını söyledi. Gasol'ün market değeri düşmüş durumda fakat başımızda Mitch varken her şey olabilir.

Birçok senaryo var Gasol'le ilgili. Üçlü takas senaryoları, Espn trade machine'de yapılmış takaslar filan havada uçuşuyor. Benim gönlümden tabii ki Josh Smith takası geçiyor ama bunun zor olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bir değişim gelmesi kaçınılmaz gibi. Bir de ek olarak Hill'in sakatlığı sonrası Lakers'ın veteran bir uzun peşinde olduğu haberleri var. NBA yönetiminden Hill'in kontratı kadar bir boşluk talebi yapıldı. Akla gelen isimlerin başında Kenyon Martin var. Uzun rotasyonuna ufak bir takviye faydalı olabilir.

                             

Son olarak Kobe Bryant da twitter alemine geldi nihayet. Fazlasıyla da aktif ayrıca. Özellikle galibiyetlerden sonra gelen sorulara cevap veriyor. Kısa sürede 1 milyon takipçi sayısına ulaştı. Gerçi onun twitter'a gelmesiyle üst üste gelen mağlubiyet serisi var ama yine de ben onun twitter'a gelmesine sevindim. Hala takip etmiyorsanız şuradan takibe alabilirsiniz.

Bu sabahki Utah maçı bizim adımıza nasıl oynamamızın apaçık göstergesiydi. Kaybettiğimiz maçların çoğunda şu maçtaki oyunun yarısını bile oynayamadık. Böyle oynadığımız, top paylaşımını böyle yaptığımız zaman önümüzde kimse duramaz. Tabii ki Kobe'den her maç 14 asist yapması beklenemez ama Nash'in ya da onun sürekli takımı maçın içinde tutması şart. Savunmada da Metta gibi Howard gibi oyuncuların daha fazla liderlik edip takımı ateşlemesi lazım.

Play-off yolunda işimiz imkansız değil ama kabul etmek lazım şansımız çok azaldı. Hızlı bir şekilde bir galibiyet serisine ihtiyacımız var. Bunu yapabilecek potansiyele de fazlasıyla sahibiz. Yeter ki doğrularımız yapmaya devam edelim. Tabii ki dezavantajları var bu takımın ancak avantajlarımızı kullandığımızda bunları telafi edebiliriz. Önümüzde çok kritik maçlar var. Özellikle Pazar akşamı evimizde oynayacağımız Oklahoma maçı çok önemli. O maçtan çıkarılacak bir galibiyet bize bir galibiyetten fazlasını kazandırır. Oyuncuların azalan özgüvenlerini tazeler.

Dediğim gibi All-Star arasına kadar çok kritik maçlarımız var ve bunların çoğu deplasmanda. Burada sergileyeceğimiz oyun, göstereceğimiz karakter işleri netleştirir gibi. Umarım şu ana kadar ki "Bitse de gitsek." havasından kurtulur ve ayağa kalkarız.



22 Ocak 2013 Salı

Gencolar Sixtape #2

Sixtape serimizin 2.siyle karşınızdayız. Normalde Cumartesileri yayınlayacaktık ama diğer konulardaki açığı kapatmak için biraz sarktı. Zaten bizi az çok tanıyan herkes arada bu sarkmaların olacağını hesap etmiştir.

Bu hafta yazıyı hazırlamak geçen haftadan daha kolay oldu diyebilirim. Gencolar olarak olaya daha hakimdik. Herkes geçen haftaki gibi "Tamam da ne için ağğğbie?" gibi sorular sormadan şarkıları söyledi. Ege hariç tabi. O hala durumu anlama aşamasındaydı. İnşallah 3. yazıda o da direk söyleyecek, inanıyoruz buna...

Müzik güzel şey bunu artık söylememe gerek yok. Geçen yazıda Faruk biraderim zaten diyecekleri demiş. Bana da bu haftaki listeyi oluşturmak ve ufak yorumlar yapmak kaldı. Bu sixtape olayı biz Gencolar için de güzel oldu. Denk gelip de adını bulamadığım şarkıları öğrenmiş oldum.

Gelelim bu haftaki seçimlere. Ben Flört'ten "Yola Devam" ı seçtim. Güzel grup Flört. Şarkılar,sözler,müzikler vs gerçekten güzel ama benim dikkatimi çeken en önemli özelliklerinden birisi kayıtlarını canlı yapmaları. Yani kendileri çalıyorlar söylüyorlar akustikhanede ve kaydı yapıp çıkıyorlar. Diğerleri gibi saatlerce hatta günlerce stüdyoda kalmıyorlar. Son albümleri "Anadolu Beat" 'i 1 saate yakın bir sürede doldurmuşlar. Bol kıllı bu adamları dinlemenizi tavsiye ederim. Gencoların seçimleri de gayet güzel olmuş, keyif bir sixtape oluşturduk.

Gencolar Sixtape #2


İbrahim "Mor ve Ötesi - Yalnız Şarkı " 
Eren "Travis - Battleships"
          Faruk "Noel Gallagher's High Flying Birds - Aka What a Life "
Buğra "Flört - Yola Devam "
Doğuş "Radiohead - Karma Police "
Ege " Muse - Map of the Problematique" 


Vintage #3


22 Ocak 2006, Lakers - Toronto / Kobe Bryant ve 81 Sayı.

Lakers'ın kara sezonlarının içerisinde bize unutulmayacak bir iz bırakan o gün. En hevesli olduğumuz ergenlik çağı bünyesindeki o yıllara rağmen hiçbirimiz maç izleme konusunda istikrarlı olamıyorduk. Kendi açımdan yine beş maçla kapattığım bir sezondu. Önem olarak da bir şey ifade etmeyen bu maça neden kalktığımı bilmiyorum ama canlı gözlerle izlememe vesile olan tüm sıkıntılı duygularıma şükranlarımı sunuyorum.

Maçın ortasında gelen ''Klasik bir Kobe gecesi olacak sanırım'' yorumunun buralara geleceğini kimse tahmin edemezdi. Önce ikili sıkıştırma geldi, sonra üçlü sıkıştırma bile denendi. Sürekli alınan molalar, bazı şut anlarında sekiz adete çıkan el sayısı derken televizyonun altında çıkan her yeni rekoru kendim kırmış gibi sevinmiştim. Yüksele yüksele ikinci sıraya kadar çıkabildik. Kobe o gece, lig tarihinde atılan en yüksek ikinci sayıya ulaştı.

Kafam çalıştıktan itibaren izlediğim en özel adamın bu performansı çıplak gözlerle izleyebileceğimiz en yüksek rakam olabilir. Ligin geldiği nokta, yıldızların yeni fiziki yapıları gibi etkenleri göz önüne alırsak daha fazlası da olmayacak gibi. O yüzden bu sahne hiç unutulmayacak.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Uykusuz Her Gece #3


Sınavlar nedeniyle burası da aksadı baya. Uzun bir aradan sonra gündeme yetişmeye çalışalım bakalım. Kısaca haberlere değinecek olursak;

  • Lakers aldığı istikrarsız sonuçlarla bizi üzmeye devam ediyor. Şu anki derecemiz 17-23 ve play-off yarışının hiç beklenilmediği kadar dışındayız. Lakers'la ilgili çok yakında detaylı bir yazı yazacağımız için şimdilik kısa geçiyorum.
  • All-Star beşleri açıklandı. Batı'da Chris Paul, Kobe Bryant, Kevin Durant, Blake Griffin ve Dwight Howard, Doğu'da ise Rajon Rondo, Dwyane Wade, Lebron James, Carmelo Anthony ve Kevin Garnett ilk beş çıkacak olan isimler.
  • Nba'in köklü takımlarından Sacramento'nun Seattle'a satışı konusunda tarafların anlaştığı haberleri var. Her ne kadar Sacramento seyircisi karşı çıksa da bu anlaşma oldu gibi. Seattle'ın basketbolu özlemiş olduğu zaten belliydi ama Sacramento gibi ateşli seyirciye sahip bir takımın kaybolacak olması üzücü. Akıllara gelen bir başka soru da şu: "Seattle Supersonics, Oklahoma City Thunder olunca onu tutan taraftarlar şimdi ne yapacak?"
  • Nba'de koç ayrılıkları da başladı. Brooklyn Nets koçu Avery Johnson ve Phoenix Suns koçu Alvin Gentry görevlerinden alındılar. İlerleyen sürede bu sayı iyice artar.
  • Nba'de sakatlıklar da devam ediyor. Daha önce sakatlıktan dönen Kevin Love yine sakatlandı ve uzun bir süre daha yok. Ayrıca başarılı bir sezon geçiren Cavs pivotu Anderson Varejao son yapılan açıklamalara göre sezonu kapattı. Hawks guardı Lou Williams da bağlarını kopardığı için sezonu kapattı. Lakers pivotu Jordan Hill de sezonu kapatan bir diğer isim oldu. Bu sakatlık beni ayrıca üzdü. Hill sevdiğim adamlardan biridir. Son olarak Rasheed Wallace'ın da sezonun geri kalanında oynaması beklenmiyor. Knicks'e bir kötü haber de guardı Raymond Felton'dan gelmişti. Felton yaklaşık 1 aydır oynayamıyor sakatlığı sebebiyle ancak onun da yakın zamanda döneceği açıklandı. Spurs guardı Ginobili de bir süre formasından uzak kalacak. Bu isimler dışında da sakatlık geçiren isimler var ancak önemli olanları belirtmeye çalıştım.
  • Takas dedikoduları da yavaştan artmaya başladı. Kulislerde Hawks'ın Josh Smith'i , Memphis'in Rudy Gay'i , Lakers'ın da Gasol'u, Raptors'un da Jose Calderon'u yollayabileceği konuşuluyor. Hatta tüm bu isimlerin aynı takasın içinde olduğu dedikodular bile var. 
  • Sene başından beri sakatlıkları sebebiyle oynayamayan oyuncular da yavaştan dönmeye başladı. Wizards John Wall'a, Dallas da Dirk Nowitzki'ye kavuştu. Henüz tam form tutmasalar da takımları için çok önemli oyuncular. Onların dönmesi mutlaka olumlu etkileyecektir. Danny Granger ve Andrew Bynum'ın da All-Star arası civarı takımlarına dönebilecekleri haberleri var.
İlk 5


PG

                       


Chris Paul.... Los Angeles Belediye aman Clippers'ın şu ana kadar 32-9'la Batı'da 1. sırada bulunmasının en önemli nedeni.  17 sayı 9.7 asist 3.6 ribaunt 2.6 top çalma istatistikleriyle oynamasının yanında takım liderliği konusunda da müthiş bir iş yapıyor. Şu ana kadar ligin en iyi guardı konumunda.

SG

                               

Kobe Bryant... Her ne kadar Lakers iyi gitmese de söz konusu isim Kobe olunca bu listede her zaman yeri hazır. Sene başından beri takımın en çok çabalayan, mücadele eden ismi Kobe. 29.6 ortalamayla ligin sayı kralı konumunda. Her ne kadar son 2 maç felaket atsa da bunu %46.8 gibi bir yüzdeyle yapıyor. Ayrıca maç başına 4.9 ribaunt ve 4.8 asisti de var. Şarap gibi maşallah. Derin seviyorum.

F
                                   

Carmelo Anthony... Knicks'in bu sene kademe atlayıp şampiyonluk adayları arasında isminin geçmesinin en büyük sebebi Melo'nun müthiş oyunu. Saha içinde müthiş gayret ve liderlik gösteriyor. Şimdiye kadar 29.2 sayı 6.1 ribaunt 2.5 asist ortalamaları var. Knicks onun sakatlığı dönemde bocalasa da 25-13'lük dereceyle Doğu'da 2. sırada.


F
                                                                                                                                                                          

Kevin Durant... Ligin şu ana kadar -bana göre- Mvp'si. İnanılmaz bir oyuncu olma yolunda hızla ilerliyor ve oyunu giderek kusursuzlaşıyor. Bu sezon da yine mükemmel maçlar çıkartıyor. %51 gibi inanılmaz bir yüzdeyle 29.5 sayı 7.5 ribaunt 4.2 asist. 1.6 top çalma 1.2 blok istatistiklerine sahip. Canı istediği zaman sayı üretebiliyor. Dallas karşısındaki 52 sayılık performansı muazzamdı. Thunder da 32-9'la ligin zirvesinde. Kendisini sarı-mor içinde görürüz umarım.


F
                          

Lebron James... (bkz. geldi ) Durant'ten sonra en büyük Mvp adayı diyebiliriz. %55'le 26.3 sayı , 8.1 ribaunt, 7 asist ve 1.6 top çalmayla oynuyor bu sezon ve iyiden iyiye Miami'nin komutanı olmuş durumda. Kendisini hiç sevmem ancak gerçekten başka oynuyor özellikle bizim maçta bir türlü çözüm üretemedik kendisine. Miami 26-12 derecesiyle Doğu'da  1. ve bunun en büyük sebebi şüphesiz Lebron.


Çaylak
                               

Damian Lillard... Portland'ın çaylağı şimdiye kadar gerçekten çok iyi bir sezon geçiriyor. Spotları Anthony Davis'ten çalmış durumda. 18.3 sayı, 6.6 asist, 3.5 ribaunt ortalamalarıyla oynamasının yanında çok da olgun bir basketbol sergiliyor. Kritik anlarda sorumluluk almaktan hiç çekinmiyor. Zaman ilerledikçe daha da önemli bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyor. Umarım Portland lanetiyle sakatlanmadan devam eder.


Takım
                                

San Antonio Spurs... Nasıl bir sistemdir, nasıl bir oyundur, nasıl bir organizasyondur bilmiyorum ancak Spurs yine kazanmaya devam ediyor. 32-11'lik dereceleri var ancak bunu daha da etkileyici kılan önemli eksiklere rağmen bu dereceyi yakalamış olmaları. Ginobili, Leonard, S-Jax gibi rotasyonun önemli parçalarından faydalanamadılar ancak yine de kazanıyorlar. Hem de çok net kazanıyorlar. Saygı duymaktan başka yapılacak bir şey yok.