Yabancı Dizi merakım lise 1-2'de (yani 5-6 yıl önce) başlamıştı. Lost, How I Met Your Mother, Prison Break derken yardırdık gittik ondan sonra. Yalnız izlediğim bütün yabancı diziler (hatta filmler de) Amerika, o da olmadı İngiltere yapımıydı. Aslında nitelik/nicelik en fazla orada olduğu için bu durum normal gözükebilir ama işte o kalitede bir diziye sonunda rastladım, Broen.
Broen, Danimarka - İsveç ortak yapımı bir polisiye dizisi. Broen'de İsveç'ce de Köprü demekmiş. (büyük usta Erdal Beşikçioğlu'na selam) Spoiler'a fazla girmiyeyim ama olaylar Danimarka - İsveç arasındaki köprüde (adı Øresund imiş) başladığından dizinin adı buradan gelmiş. Dizi toplam 10 bölüm, bölüm süresi de yaklaşık 1 saat.
Diziyi torrent aleminde bulmak biraz zor, daha doğrusu indirdiğiniz formatta altyazı bulmak. O yüzden önce mevcut altyazı formatlarına bakıp ona göre indirin. Ben 3 farklı türde indirdim diziyi bu yüzden, siz yanmayın.
Biraz konusuna girecek olursak; dizi 10 bölüm ama 10 ayrı cinayet/olay üzerinden gitmiyor. Tek bir olay 10 bölümde çözülüyor ki bu da insanı sıkmamasına, hemen yeni bölümü izlemek istemesine neden oluyor. İlk cinayet 2 ülke arasındaki köprüde olduğu için olaya iki tarafın polisi de bakıyor ve soruşturma ortak ilerliyor. Katil de cinayetleri gelişigüzel işlemiyor. Her cinayetinde dikkat kesmeye çalıştığı bir olay/sosyal mesaj var. Öldüreceğini ilân ediyor ama nerede, nasıl, ne zaman? Bunun cevabını halkın, polisin vermesini bekliyor.
İsveç polisi Saga Noren (Sofia Helin) ile Danimarka polisi Martin Rohde (Kim Bodnia) dizinin başrolleri. Karakterleri, aralarındaki ilişki ve muhabbetleriyle ikisi de ayrı müthiş ama ben size biraz Saga Noren'den bahsetmek istiyorum. Saga Noren asperger sendromuna sahip. Yani tek yönlü iletişim, empati eksikliği, duygu yoksunluğu vs. Zaten halk adıyla "Yüksek işlevli Otizm"miş bu hastalık. İsveç'te en önemli cinayetlere çözen polisin böyle bir hastalığı olması da tek başına diziyi izleme sebebi zaten. Abartmıyorum, Gregory House (House MD) ve Alice Morgan (Luther) ile birlikte gördüğüm en karizmatik dizi karakteri.
Dizi ilk çıktığında tek sezon olarak düşünülmüş ama bu kadar tutunca (türk aklı) 2. sezon çalışmaları da başlamış ve 2013 sonuna doğru gelmesi bekleniyor. Ayrıca dizi Amerika'nın da dikkatini çekmiş ve hemen uyarlamasını için çalışmaya başlamışlar. Saga Noren rolünü de öyle bir kadına vermişler ki... Diane Kruger. Uyarlaması da ayrı güzel olacak gibi.
Ha diyeceksiniz bu diziyi sen nerden buldun? Vallaha ben de şurada denk geldim. Bu yazıyı da, siteyi de tavsiye ederim. Zaten ben de yazarken bu yazıdan etkilendim bayağı bi'. Ortak yerler çoktur...
Underrated Diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Underrated Diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Aralık 2012 Pazar
10 Kasım 2012 Cumartesi
Underrated Diziler #2 / Luther
Polisiye olarak CSI Miami, New York, Sacramento izlemekten sıkılmadınız mı? Bölüm sayısı az, her bölümü ayrı bir film gibi olan dizi mi istiyosunuz? O zaman burdan alalım sizi, Luther...
Luther, 2010 yapımı bir İngiliz dizisi. Şu ana kadar 2 sezon, 10 bölüm (6 + 4) yayınlandı. En son 3. sezonun 2013'te 4 bölüm halinde geleceğini okumuştum . Çoğu İngiliz dizisinde olduğu gibi Luther'de de bölüm sayısı az anlayacağınız. Her bölüm yaklaşık 1 saat sürüyor, polisiye için ne az ne de çok.
Luther, alışılmışın dışında bize katilin kim olduğunu başta verip onun yakalanma(ma) sürecini veriyor . Luther - katil arasındaki akıl oyunları, katilin niye katil olduğu... Yani olaya aksiyondan ziyade psikoloji tarafından yaklaşıyor daha çok. Dizinin bir başka özelliği de her bölümdeki hikayenin altında bir de ana hikayenin devam etmesi. Böylece dizinin bir anında bile sıkılmıyor insan.
Dizideki oyuncu ve karakterlere gelecek olursak... Aslında 2 ana karakterden oluşuyor dizi, diziye adını veren John Luther (Idris Elba) ve Alice Morgan (Ruth Wilson).
Idris Elba'yı The Wire'den hatırlamak mümkün. Çok övülmesine ve Imdb'deki puanına rağmen The Wire'i izlemeyi hep ertelemiştim ama Idris Elba - Luther performansından sonra ona da hemen başladım yavaştan. Elba'nın canlandırdığı karakter dizinin bu kadar sevilmesinin başlıca sebeplerinden biri. Çoğu polisiyedekinin aksine doğrularından çok hataları olan, işinde ne kadar iyi olsa da onu bazen kötüye kullanan bir adam Luther. Özel hayatının boktanlığı da dizinin temel konusu.
Dizi yorumlarına bakana kadar fark etmemiştim. Herkes Luther - Behzat Ç. arasındaki benzerlikten bahsetmiş, çoğu açıdan haklılar aslında. İkisi de anti-kahraman, deli dolu, psikopat karakterler. Özel hayatları yüzünden iş hayatı da boka batmış durumdalar. Belki de bu yüzden bu kadar sevmişimdir Luther'i de, bilemiyorum.
Yukarda yazılan onca şeye rağmen diziyi izleme isteği hâlâ oluşmadıysa bile şu fotoğraftan sonra oluşacakır muhtemelen. Alice Morgan... Takıntılı bir katili canlandıran (bu kadar spoiler'dan bir şey olmaz) ördek dudaklı güzellik. Ruth Wilson, Alice Morgan karakterini öyle güzel canlandırmış ki bazen Luther yerine Alice'in tarafına bile geçiyor insan. Luther - Alice diyalogları dizinin kreması.
Şöyle de 2 haber çıktı bu yaz. Önce kötüden başlıyayım... İlk sezonun ardından 2'de görünürlüğü biraz daha kısıtlanmıştı Morgan'ın. 3. sezonda ise büyük ihtimalle hiç olmayacakmış dizide. İyi haber ise Alice Morgan karakterine ayrı bir mini-dizi yapmak. Kesin olmamakla birlikte yapımcılar bu kadar tutan bir karakteri değerlendirmek istemiş, iyi de etmişler.
Polisiye seven, İngiliz dizisi seven, Behzat seven, Alice seven, Allah'ını seven Luther izlesin.
14 Ekim 2012 Pazar
Underrated Diziler #1 / Coupling
Günümüzde yabancı dizi izlemeyen adam bulmak zor. Herkes az ya da çok izliyor, takip ediyor. Yalnız , dizi geekleri dışında , takip edilen diziler genelde aynı. Ben de çoğu kişinin izlemediği ama herkesin izlemesi gereken dizileri yazmayı hedefliyorum, hatta seriye de bağlamayı düşünüyorum diyerek başlıktaki #1'in nedenini de açıklamış olayım.
İlk yazıyı bu kadar az bilinmesine şaşırdığım Coupling'e ayırdım. Benim için Friends ile birlikte "grup komedisi" alanında en tepedeki dizidir. How I Met Your Mother tarzı komedilerin peynir - ekmek gibi gittiği devirde "Coupling izledin mi?" sorusuna "O ney lan?" cevabının gelmesi ayıp kere ayıp. Ayrıca arşivinde 157891 dizi barındıran dizimag'de bile yok dizinin bölümleri. İzlemek için torrente abanmanız lazım yani. (torrentz için dns: 8.8.8.8 , 8.8.4.4)
Dizinin konusu ve içeriğine gelecek olursak; Coupling bir ingiliz dizisi, senaristi de dünyanın en zeki senaristi Steven Moffat.1 (bence demiyorum, subjektif bir şey değil çünkü) 2000 - 2004 arası yayınlandığı için biraz eski gibi gözükebilir ama dizideki mizah anlayışı zamanın yüzyıl ötesinden. Ha ayrıca 2000 -2004 dedim diye 4 sezon, 20'şerden 80 bölüm beklemeyin. Toplam 28 bölüm dizi (benim için 22 hatta2) , o yüzden tadını çıkara çıkara izleyin her bölümü.
3 Erkek - 3 Kadın karakterin hayatları ve diyaloglarından oluşuyor dizi. Evet, konu olarak çok özgün gözükmüyor ama benzerlerinden farklı olarak olaya çok farklı ve dürüst yaklaşıyor. Ayrıca dizideki (genelde Jeff karakterinin yaptığı) tespitler , Coupling Terminolojisi , bile diğer tüm etkenlerin dışında izlemek için başlı başına bir sebep. Örnek vermek gerekirse "The Giggle Loop" , "Unflushable" , "Sock Gap". Şu verdiğim kısımları izledikten sonra diziye başlama isteği uyanmadıysa zaten yapacak bir şey yok, sıkıntı sizdedir.
Dizideki karakterlere de değinelim hazır o kadar anlatmışken. Erkeklerde normalden psikopata, kadınlarda da azgınlık olarak normalden oha'ya doğru bir geçiş var.
Fazla uzatmaya da gerek yok. "How I Met bozdu yea..." diyenler, Friends'i özleyenler Coupling izlesin. Her derde deva.
3 Erkek - 3 Kadın karakterin hayatları ve diyaloglarından oluşuyor dizi. Evet, konu olarak çok özgün gözükmüyor ama benzerlerinden farklı olarak olaya çok farklı ve dürüst yaklaşıyor. Ayrıca dizideki (genelde Jeff karakterinin yaptığı) tespitler , Coupling Terminolojisi , bile diğer tüm etkenlerin dışında izlemek için başlı başına bir sebep. Örnek vermek gerekirse "The Giggle Loop" , "Unflushable" , "Sock Gap". Şu verdiğim kısımları izledikten sonra diziye başlama isteği uyanmadıysa zaten yapacak bir şey yok, sıkıntı sizdedir.
Dizideki karakterlere de değinelim hazır o kadar anlatmışken. Erkeklerde normalden psikopata, kadınlarda da azgınlık olarak normalden oha'ya doğru bir geçiş var.
- Dizideki en normale yakın adam Steve ki zaten senarist Moffat, Steve'de kendinden esinlendiğini belirtmişti.
- Patrick ise başına ne geldiyse cinsel hayatı yüzünden gelen, lakabı "tripod" olan, dizinin doğuştan şanslı karakteri.
- ve Jeff. Hayatını cinselliğe adamış, kadınların yaptığı her şeyi bir tespite bağlayan gerçek Barney Stinson. Dizinin en baba karakteri
- Dizideki esas bayan karakter, Susan. Bence de esas bayan karakter. Herkes dizideki kadınlardan en çok Susan'a tapsa da (sarışın - mavi göz, e doğal olarak) benim için içi en boş karakter. Neyse, yazının amacı diziyi izlettirmek fazla da gömmeyeyim
- En büyük korkusu yaşlanmak ve kırışıklıklar olan bir güzellik uzmanı, Sally. Her ne kadar Susan'ın gölgesinde kalsa da dizinin en güzeli.
- Jeff'in dişi versiyonu, Jane. Oynadığı rol ilk başta gerizekalı gibi gözükse de aslında oldukça akıllı olan azgın kişi. Takıntıları, bencilliği, her şeyiyle tam bir kadın. Dizinin en seksisi.
Fazla uzatmaya da gerek yok. "How I Met bozdu yea..." diyenler, Friends'i özleyenler Coupling izlesin. Her derde deva.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







