19 Kasım 2009 Perşembe

Orkun Çolakoğlu Röportajı



1-) Orkun Çolakoğlu kimdir? Ne yer ne içer, biraz bahseder misininiz kendinizden?

25 yaşında öğrenciliğini sürdüren, bu yıl okulu bitirmeye çalışan, hayatının büyük bölümü spor tarafından kaplanan, Lakers ve Beşiktaş’la sevinen, gideceği mesafe çok uzun değilse kulağında müzikle yürümeyi tercih eden, fast food sevme gibi pis bir alışkanlığı olan, fazla ‘içmeyi’ pek sevmeyen, telefonuna pek bakmayan, uyku düzeni problemli, bu soruyu nereye kadar cevaplayacağı konusunda fazla fikri bulunmayan herhangi birisiyim.

2-) Bu başarılı kariyeri oluşturmak için neler yaptınız? Yazılarınızı büyük yazarlara gönderdiniz mi, genç nesile neler önerebilirsiniz?

Estağfurullah, ben henüz pek bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Benden daha genç insanlara bir şey önermek bana mı düşer bilmiyorum ama şimdiye dek yürüdüğüm yol soruluyorsa, benim için yolun başında okumaktan keyif almak var. Çocukluğumdaki kitaplara ve kitap/dergi isteğimi hep karşılayan aileme şükranlarımı sunmalıyım. Doksanların ortasında her ayın başında büyük hevesle alıp okuduğum ve sonraları da tekrar tekrar üzerinden geçtiğim Fast Break dergisinin kafamın basketbola takılmasında payı büyüktür. O yaşlarda ve biraz daha öncesinde yazma isteğimi deftere kadro yazarak falan bastırıyordum.
İlk düzgün yazımı ise internetteki basketbol arkadaş grubuma yollamıştım. Daha sonra o yıllarda internet üzerinden tanıştığım Anıl’la (Çelebi) birlikte dönemin spor kanalı Supersport’un internet sayfasına NBA yazıları yazmak için başvurduk ve herhalde yazan kimse bulunmamasının da payıyla kabul edildik. Aynı dönemde Batuğ Abi’nin nethaber.com’daki yazılarıyla tanışmıştım. O yazılar benim için haftaiçi sınavım varsa Cuma akşamına bıraktığım büyük bir keyifti. “Abi elimizden tut” demek niyetiyle değil, sadece hayranlık duyduğum için Batuğ Abi’yle e-posta yoluyla iletişime geçmiştim. Yine o dönemlerde Batuğ Abi’nin o siteyle bağı koptu ve kendi sitesini açmak istediğinden bahsetti. Sağolsun bana da bir yer verdi batug.com adlı, hepinizin bildiği o sitede, ki o zamanlar muhtemelen çok yetersizdim.
Kendi çapımdaki basketbol yazarlığım böyle başladı. Yazma konusunda heves patlaması yaşamama neden olan yazılarda imzası bulunan ve 17 yaşımda bana yazmam için fırsat sunan kişidir Batuğ Abi. Ona olan minnetimi ve hayranlığımı anlatmam güç.

3-) Galatasaray Üniversitesi’nde İletişim okuyorsunuz, nasıl bir öğrencisiniz? Ayrıca bu okuduğunuz okulun ve bölümün yazarlığınıza katkısı oldu mu?

Yedinci senemde olduğumu söyleyeyim, nasıl öğrenci olduğumu siz düşünüverin. Okulumun ve bölümümün yazarlığıma en ufak bir katkısı olmadı. Bunu okurken ukalalık ettiğimi düşünen olmaz umarım ama gerçekten de böyle. Zaten İletişim bölümü içerisinde Halkla İlişkiler ve Reklamcılık okuyorum. Ayrıca yazmak denen şeyin üniversitede öğrenilmeyeceğini düşünüyorum. Üniversitede yazma konusunda öğretilen birtakım metodik şeylerdir.

4-) Spikerlik yapmaya nasıl başladınız?

batug.com’dan arkadaşım Özgün Özdede’ye ulaşan bir teklif vardı. Sadece basketbolla ilgili ve yazıyor olduğumuz için o işe başladık diyebilirim. Şanslı bir durumdu.



5-) Geçelim ortak ilgi alanımız olan NBA'e... Bu sezon genel olarak baktığımızda şampiyonluğa oynayan takımların kadrolarını inanılmaz güçlendirdiklerini, gençleştirme adına oynuyoruz diyen takımların ise bu sene iyice dibe vurduğunu görüyoruz. Yani güç dengelerinin inanılmaz değiştiğini görmek mümkün. NBA'in genel tablosu açısından siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve seyir zevki açısından böyle bir durum olması olumlu mu?

Ben çok sayıda birbirine yakın, vasat seviye takım olmasındansa birkaç tane Minnesota, New Jersey gibi berbat takım olmasını, buna karşılık şampiyonluk adayı denebilecek takımların bu yılki gibi fazla olmasını her zaman tercih ederim ve ligin izlenirliği açısından da çok daha olumlu buluyorum.
Zaten hiçbir zaman sonuncunun bile play-off’a oynaması gibi bir durum olmuyor ve bir takım diplere düştükten sonra da kimse onlarla pek ilgilenmiyor. Atıyorum Charlotte Bobcats, Jackson takasıyla biraz daha iyi duruma gelse bu taraftarları dışında kimi ilgilendirecek? Oysa Richard Jefferson’ın bedavaya Spurs’e geçerek onları tekrar potaya sokması lig başlarken bir şampiyonluk adayının daha konuşulmasını sağladı ve şimdilerde yine Spurs maçlarını biraz daha farklı gözle izliyoruz. Lakers, Celtics, Cavs, Magic maçlarını olduğu gibi…

6-) Doğu Konferansı son senelerde ezilen taraf olarak görüldü - Boston oluşumundan önce - daha sonra Clevland ve Orlando gibi takımlarla güçlendiler. Hala Batı’yı mı daha güçlü görüyorsunuz yoksa çoğu otoritenin de katıldığı gibi Doğu Batı’yı yakaladı hatta geçiyor mu?

Hayır, Batı’yı daha güçlü görmüyorum. Batı son iki-üç yıldır Dallas ve Phoenix’in kendilerini ayaklarından vurmaları, San Antonio’nun bu yıla kadar gerilemesi, Houston’ın da sakatlık sorunları nedeniyle ilerleyememesi nedeniyle Doğu karşısındaki avantajını yitirdi. Son iki yılda Batı’da sadece Lakers şampiyonluk seviyesine yükselip diğer bütün takımlar o kadrajdan çıkarken, Doğu’daki malum üçlü tam bu periyoda resme dahil oldular. Batı’daki başaltı takımlar biraz daha iyiydi ama Utah ve New Orleans’ın düşüşü, buna karşılık Atlanta gibi Doğu takımlarının yükselişiyle o durum da değişiyor gibi.

7-) Doğu'daki şampiyonluk yarışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Boston-Cleveland-Orlando çekişmesinde hangisi önde?

Birinin önde olduğunu söyleyemeyiz sezonun bu aşamasında ama ben Celtics’i biraz daha avantajlı görüyorum. En önemli soru işareti Garnett’in durumu. Onun diziyle ilgili bütün problemi atlatacağını ve formunu tam olarak yakalayacağını varsayarsak tecrübe ve yetenek bakımlarından en komple takım Celtics. Cleveland en iyi oyuncuya sahip ama şampiyonluk adayı takımlar arasındaki pota altı rotasyonu en dengesiz takım durumundalar. Dört numaraları birçok eşleşme için soru işareti ve pivotları çok yaşlı-ağır. Orlando ise süper derin takım ama oyun kurucu yedeği olarak Jason Williams’a güvenmeleri bunca transfer hamlesine yakışmadı ve en önemli yıldızları halen şampiyonluk adaylarının oyuncuları arasındaki en güvenilmez süperyıldız. Denver’ı da o gruba dahil ediyorsak “Adı Carmelo Anthony olmayan…” diyelim.



8-) Şu ana kadar sezonun en büyük sürprizi nedir? Çaylakların iyi performansı mı, Bucks, Phoenix gibi takımların beklenenin üstünde performans göstermesi mi, yoksa Bogut ve Gallinari gibi oyuncuların bireysel performansları mı?

Suns’ın performansını çok şaşırtıcı bulmuyorum şimdilik. Bence en büyük sürpriz, çaylaklar ve Bucks’ı birleştiren, Brandon Jennings. Bu sezon şu ana dek kendisini izleme fırsatı bulamadığım için kendisi hakkında çok fazla konuşamıyorum ama geçen sene Euroleague’de çok az varlık gsterebilmiş bir oyuncunun bu düzeyde oynaması çok çarpıcı.

9-) Geçelim Batı’ya, öncelikle Lakers.. nasıl Lakers'lı oldunuz, sizi bu renklere bağlayan en önemli etmen hangisiydi?

Bu soruya net bir cevabım yok. “Hmm, Kobe iyi topçu” ya da “En güçlü takım bunlar gibi” bir karar noktam olmadı. Hatırladığım, 90’ların ortasında, basketbola ilgim arttığında Bulls’un hanedanlık dönemiydi ve ben de güçlüye soğukluk duyanlardandım. O dönem Kanal D’nin haftasonu banttan verdiği maçlarda birkaç kez Lakers’ı izledim ve Van Exel-Jones-Shaq’li takım epey etkileyici gözüktü. Karşılarındaki takımların seviyesinden pek haberim yoktu tabii. Lakers’a bir sempati duyuyordum ama bugünkü gibi bir taraftarlığım yoktu. Bir gün radyoda Lakers’ın Bulls’u –yanlış hatırlamıyorsam- 15’e yatırdığı haberini duydum, bir şey tık dediyse o an dedi galiba.

10-) Lakers'ın 2007 planları dahil olmak üzere öngörüleri genelde haklı çıkar.. Önümüzdeki 10 yılda bizi yeni bir hanedanlık bekliyor mu? Lakers'ın çekirdeği böyle bi dominasyonu vaat ediyor mu? 2010 yazı mutlaka belirleyici olacaktır, ama genel bi görüş alalım..

2007 planı öngörüm pek haklı çıkmadı aslında =).Hanedanlık olur demek zor bence, çünkü şu an için bile “Lakers rahat şampiyon olur” diyemeyiz. Bence böyle bir dominasyonu değil ama 5-6 yıl boyunca sürekli net şampiyonluk adaylığını vaat ediyor Lakers’ın çekirdeği. Bu sürecin 10 yıla uzaması ise zor ve süreç içerisinde yapılacak transferlere/draft seçimlerine bağlı.



11-) Bynum hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sezon All-Star olmaya yeterli midir? Ayrıca Kobe'den sonra takımın 1 numaralı silahı olacak kapasiteye sahip mi yoksa iyi bir ikinci adam mı Bynum?

Ben Bynum’ı biraz da elimizde büyüdüğü için epey seviyorum ve oyunculuğunu da beğeniyorum. Ama özellikle geçen yıl çokça da kızdım çünkü sahada rakiplerden çok kendine takıldı. Bu yıla çok daha olumlu bir kafa yapısıyla başlamış durumda. Kendisine inandığında ve maça konsantre olduğunda sorun yok, teknik ve fizik olarak üst düzey bir oyuncu. Şu anki performansını sürdürdüğü, Gasol geldikten sonra da dakikası azalsa da etkinliği bu seviyede kaldığı takdirde All-Star’a üçüncü olur çok rahat. Gelecekte bir numaralı adam olmak ise ayrı nitelikler istiyor. Bynum o seviyede değil şimdilik. Daha 22 yaşında tabii ama bir tahmin yapmak gerekirse, ben onun iyi bir ikinci adam olacağını düşünüyorum.

12-) Lakers'ın normal sezon maçlarını tabir-i caizse iplememesini ve buna bağlı olarak uzun galibiyet serileri yakalayamamasını neye bağlıyorsunuz? Gasol'un dönüşünden sonra bu alışkanlık değişir mi?

Savunma alışkanlığı olmaması bence en büyük problem. Bunun yanında Odom, Farmar, Vujacic gibi ana rotasyon oyuncuları çok rahat karakterliler, Fisher da çok yetersiz. Gasol’ün dönüşü takımın anlayışını değiştirmeyecektir, geçen sene de aynı şeyleri yaşadık. Ama Gasol’ün dönüşü tabii ki takımın kapasitesini iyice arttıracak, dolayısıyla kötü oynarken de kazanma şansımız artacaktır.

13-) Phil Jackson sonrası ne tür bir yapı, isim düşünülüyor takımda? Kurt Rambis ismi konuşuluyor, yorumunuz nedir?

Nasıl bir şey düşünüldüğü konusunda fikrim yok. Birkaç yıl önce Jerry Buss’ın yine hızlı tempo oynayan bir Lakers’ı görmeyi hayal ettiği, hatta 2004’te Jackson’ın kontratını bu yüzden yenilemediği biliniyordu ama sonrasında yaşananlar fikrini değiştirmiş olabilir. Bence bir sonraki koç biraz da takımın o karar anındaki haline bağlı olarak belirlenir. Örneğin bu yılı yine şampiyon ya da finalist bitirsek ve Jackson bırakacak olsa muhtemelen sistem değişikliği olmaması için Brian Shaw’la devam edilirdi tecrübesiz de olsa. Şu sıra Jackson’ın birkaç yıl daha devam etmeye niyetli olduğu konuşuluyor. Bu sürenin sonunda takım da gerileme gösterirse belki farklı bir yola girilebilir. Rambis’in dönüşü ise Minnesota’daki grafiğine bağlı. Takımı dipten çıkaramadıktan sonra gelip de Lakers’ın başına geçemez.

14-) Lakers'ı NBA finallerinde Doğu'dan gelecek hangi takım en çok zorlar?

Önceki bir soruyu yanıtlarken de söylediğim gibi, Garnett’in sağlık sorunlarını tamamen atması kaydıyla en komple takım olarak Celtics’i görüyorum. Ama bir yandan da en çok onlarla karşılaşmamızı, onları yenerek şampiyon olmamızı isterim.



15-) Fanatik bir Beşiktaş'lısınız. Beşiktaş'ın son durumunu nasıl buluyorsunuz? Şampiyonlar ligi elden gitmek üzere, olası bir Fenerbahçe mağlubiyetinde lig de elden gidebilir mi?

Gitti-gidecek muhabbetinin ötesinde, aşırı bir rotasyon neticesinde takımın bir türlü oturmamasından, sezon başında çok daha bilinçli futbol oynayan takımın bu kararsızlık hali sonucu şu anki haline gelmesinden ve takımda bana göre yerlerinin çok sağlam olması gereken bazı oyuncuların, takımda olmasalar da olur dediğim diğer bazı oyuncularla dönüşümlü oynamak durumunda kalmalarından rahatsızlık duyuyorum. Takımın kendi kendiyle boğuştuğunu düşünmek can sıkıcı.

16-) Beşiktaş demişken başkandan bahsetmemek olmaz. Tribünleri temizleme operasyonunu nasıl buluyorsunuz? Kendisi Serdar Bilgili'yi aynı şekilde gönderdiği için mi kendisine edilen küfürlere bu kadar kızıyor?

Tribünleri temizleme çabasını samimiyetsiz buluyorum. Fazlasını söylemeye gerek yok sanırım.

17-) Yine Beşiktaş üzerinden TBL'e bakış açınızı öğrenebilir miyiz? Çoğu takımda yapılan "her sene revizyon" mantığını nasıl buluyorsunuz? Onun dışında Avrupa'da takip ettiğiniz bir lig var mı?

Bu istikrarsızlık her şeyden önce taraftarların takımla aralarında bağ oluşturmalarını engelliyor. Fenerbahçe taraftarı dışında, Efes ve Telekom’un da çok az taraftarı olduğunu düşünürsek, takımındaki iyi oyuncuları üst üste iki sezon izleyebilen basketbolsever yok. Beşiktaş üzerinden örnek vereyim, taraftar El-Amin’e tapıyor, ama iki yıl izleyebiliyor. Sonra Kerem geliyor, o seviliyor, bir yıl kalıyor. Sinan-Shumpert-Nicevic’li takım bir yılda dağılıyor. Hal böyleyken “salonlar niye boş kalıyor” demek manasız. Derseniz ki Fenerbahçe’de diğer takımlara kıyasla bir kadro istikrarı var ama taraftar ilgisi felaket düzeyde bu sezon, bence Fener taraftarının da ilgisizliği biraz ligdeki rekabet düzeyine bağlı. Beşiktaş ve Galatasaray da o düzeyde takımlara sahip olsalar Tanjevic’e olan kızgınlık Fenerbahçelilerin ayağını bu kadar kesmezdi salondan. Hep dile getirilen Beşiktaş-Efes Pilsen ve Galatasaray-Telekom birleşme senaryoları bence Türk basketbolu için şart. Bu ülkedeki basketbol ilgi seviyesi salonların gösterdiği kadar düşük değil. ABD’yle 2004’te oynanan maçlardaki tribünler ya da milli takımın daha iyi olduğu dönemde garip eleme grubu maçlarının bile kapalı gişe oynaması bunun kanıtıdır. Ama önce çoğunluğun tuttuğu takımların işin içine iddiayla girmeleri gerekiyor.

18-) Tekrar Orkun Çolakoğlu'na dönelim. İyi bir PS tutkunu olduğunu biliyoruz. Bu seneki oyunlar hakkında düşünceleriniz nedir? Pes mi Fifa mı? 2K mı Nba Live mı?

Birkaç yıldır PES’in yapay zekasını bir ay gibi bir sürede çözüp sonra pek keyif alamadığımdan bu yıl tavsiyelerin de etkisiyle Fifa’ya geçiş yaptım. Kontrollere henüz tam olarak alışabilmiş değilim ama PES’e göre çok daha zeki bir oyun olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tabii bu söylediğim konsol için geçerli. 2k ve Live arasında ise tartışma bile olmaz. Hala Live oynayan varsa o adaya kurtarma ekibi gönderilsin. 2k10 çok iyi gözüküyor ama halen alışma aşamasındayım. Bu yıl fazla yoğun olduğum için iki oyunda da alışma sürecini atlatabilecek miyim, onu da bilemiyorum.

19-) Slam ve NBA Türkiye'nin de kapanmasıyla basketbolseverler dergisiz kaldı. Bir dergi projeniz var mı? Eğer öyle bir proje olursa o projede yer almak ister misiniz?

Bildiğim bir dergi projesi yok. Dergi olmasını her zaman isterim, benim gözümde yeri hiçbir zaman internet tarafından doldurulamaz ama bunca dergi kapandıktan sonra başka bir dergi tutunabilir mi sorusuna çok hevesli bir yanıt veremiyorum. Reklamverenlerin spor dergilerini ve kitlelerini küçümsemeleri gibi sıkıntılardan da bahsedilebilir ama esas konuşulması gereken insanımızın okuma alışkanlığı. “Uzun yazı” ifadesinin çoğunlukla eleştiri anlamı taşıdığı bir toplumdayız.

20-) Son olarak LA Gencoları’nı takip ediyor musunuz? Tavsiyeleriniz var mı?

Bu blogda yazan herkes eli kalem tutan, okuyan, takip eden, yazmak için zahmete
giren, bu nedenle takdir ettiğim arkadaşlar. Böyle bir ekipten zaten özensiz iş çıkmaz.Önerim ise blog'u diğer birçok örnekten farklılaştırmanız. Nasıl olacağına karar verecek kişiler sizlersiniz ama farklı bir yolu izlemek bu işte daha iyidir.


Röportaj isteğimizi geri çevirmeyip,sorularımızı yanıtlayan Orkun Çolakoğlu’na teşekkür ederiz.

29 yorum:

Cassy dedi ki...

güzel olmuş. sıra başkanda :)

Adsız dedi ki...

hoş röportaj.

Btg dedi ki...

Bence de Çağlar'la bir röportaj yakışır ;)

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

Lovingly done is well-advised b wealthier than comfortably said.

Adsız dedi ki...

Artistically done is better than spectacularly said.

Adsız dedi ki...

Lovingly done is well-advised b wealthier than spectacularly said.

Adsız dedi ki...

Well done is sick than comfortably said.

Adsız dedi ki...

Well done is well-advised b wealthier than well said.

Adsız dedi ki...

A man who dares to atrophy everyone hour of age has not discovered the value of life.

[url=http://forums.instamapper.com/profile.php?section=personality&id=6049]Ana[/url]


Jessica

Adsız dedi ki...

A humankind begins scathing his insight teeth the first without surcease he bites on holiday more than he can chew.

Adsız dedi ki...

A man begins sneering his insight teeth the earliest chance he bites eccentric more than he can chew.

Adsız dedi ki...

To be a upright benign being is to be enduring a kind of openness to the in the seventh heaven, an ability to trusteeship undeterminable things beyond your own restrain, that can lead you to be shattered in uncommonly extreme circumstances as which you were not to blame. That says something remarkably important with the prerequisite of the righteous compulsion: that it is based on a trustworthiness in the uncertain and on a willingness to be exposed; it's based on being more like a plant than like a sparkler, something rather fragile, but whose acutely item beauty is inseparable from that fragility.

Adsız dedi ki...

Distress ferments the humors, casts them into their proper channels, throws off redundancies, and helps cosmos in those secret distributions, without which the solidity cannot subsist in its vigor, nor the soul role of with cheerfulness.

Adsız dedi ki...

To be a upright benign being is to be enduring a amiable of openness to the in the seventh heaven, an ability to trusteeship unsure things beyond your own restrain, that can lead you to be shattered in unequivocally extreme circumstances on which you were not to blame. That says something very weighty about the fettle of the ethical life: that it is based on a conviction in the uncertain and on a willingness to be exposed; it's based on being more like a shop than like a prize, something rather feeble, but whose extremely item beauty is inseparable from that fragility.

Adsız dedi ki...

In harry's existence, at some occasion, our inner throw goes out. It is then break asunder into enthusiasm at near an encounter with another hominoid being. We should all be glad quest of those people who rekindle the inner inclination

Adsız dedi ki...

In every tom's sustenance, at some dated, our inner foment goes out. It is then bust into zeal by an be faced with with another human being. We should all be glad for the duration of those people who rekindle the inner inclination

Adsız dedi ki...

In the whole world's existence, at some time, our inner foment goes out. It is then blow up into zeal at hand an contend with with another human being. We should all be under obligation recompense those people who rekindle the inner inspiration

Adsız dedi ki...

In the whole world's existence, at some occasion, our inner throw goes out. It is then bust into flame beside an be faced with with another magnanimous being. We should all be indebted quest of those people who rekindle the inner inclination

Adsız dedi ki...

In the whole world's time, at some time, our inner throw goes out. It is then break asunder into zeal at near an be faced with with another benign being. We should all be thankful quest of those people who rekindle the inner spirit

Adsız dedi ki...

In harry's sustenance, at some occasion, our inner fire goes out. It is then burst into passion at hand an encounter with another hominoid being. We should all be thankful recompense those people who rekindle the inner inspiration

Adsız dedi ki...

In everyone's time, at some dated, our inner foment goes out. It is then blow up into enthusiasm by an face with another benign being. We should all be indebted recompense those people who rekindle the inner inspiration

Adsız dedi ki...

In everyone's sustenance, at some occasion, our inner foment goes out. It is then break asunder into flame by an contend with with another human being. We should all be indebted for those people who rekindle the inner spirit

Adsız dedi ki...

In harry's sustenance, at some dated, our inner fire goes out. It is then burst into passion by an face with another magnanimous being. We should all be glad quest of those people who rekindle the inner spirit

Adsız dedi ki...

In every tom's existence, at some dated, our inner foment goes out. It is then break asunder into zeal at hand an face with another human being. We should all be under obligation recompense those people who rekindle the inner spirit

Adsız dedi ki...

In everyone's existence, at some time, our inner throw goes out. It is then burst into passion at near an face with another human being. We should all be under obligation recompense those people who rekindle the inner inspiration

Adsız dedi ki...

In harry's life, at some occasion, our inner throw goes out. It is then blow up into zeal by an contend with with another magnanimous being. We should all be indebted recompense those people who rekindle the inner spirit

Adsız dedi ki...

In the whole world's existence, at some occasion, our inner throw goes out. It is then burst into passion beside an encounter with another hominoid being. We should all be under obligation recompense those people who rekindle the inner inspiration

topspinandcrossover dedi ki...

Nba maçlaınızdaki anlatımınız çok keyifli.Benim blog sayfamıda takip ederseniz sevinirim.TOPSİN AND CROSSOVER başarılarınızın devamını dilerim.