9 Temmuz 2013 Salı

Gencolar Howard Bildirisi


Malumunuz üzere Dwight Howard serbest kalıp Houston'a gitti. Biz de Gencolar olarak konuya değinme kararı aldık.

Sezon içinde olan olayları, sakatlıkları vs. fazla anlatmayacağım zaten yeterince yazdık. Konuyla ilgili Mitch başkanın "Sanırım Lakers'ımıza nazar değdi." açıklaması da yeterli. Lakers-Howard evliliği kağıt üzerinde kusursuz gibi duruyordu ancak ne Lakers Howard'a ısındı ne de Howard Lakers'a. Sezon içinde zaten fazlasıyla dedikodu çıktı. Kobe Bryant gibi şehir için Tanrı statüsünde bir oyuncu olması Howard'ın bir türlü istediği ilgiyi alamamasını sebep oldu. Karakter olarak da ilgiye aç biri olan Howard'ın huzursuzluğu arttı. Koç olarak da D'Antoni'nin acayip sistemine uyum sağlayamayınca hepten kabuğuna çekildi. Howard'ın Aaron Gray gibi bir adam tarafından denize döküldüğünü ve kontrolü kaybedip maçtan atıldığını hatırlıyorum. Sene içinde kendi aramızda da Howard gitmeli mi kalmalı mı diye çok kez konuştuk. Ben kendi adıma Howard'ın gitmesini istiyordum. Sonuç olarak ne Lakers Howard'dan beklediğini aldı ne de Howard Lakers'tan.

Sezon sonuna yaklaşırken şampiyonluğu beklemiyorduk tabi ama sezon kapanırken düşündüğümüz her şeyden daha felaket şeyler oldu. Kobe'nin sakatlığı yanında Spurs'ün bizi süpürmesi hafif kaldı ve böylece balığa bayağı bir buruk çıktık. Sezonun ardından Lakers gözünü tamamen Howard'ın alacağı karara çevirmişti. Hatta bu konuda bolca çalışma yaptılar. Koskoca Lakers camiasının şehrin dört bir yanına #StayD12 bilboardları astırması biz Gencoları çok rahatsız etti. Kendi aramızda yaptığımız mini ankette çıkan sonuçlar da bunu gösteriyordu.

Gencolara sorduk: "Lakers yönetiminin Howard için yaptırdığı bilboard, ilan vs şeylerden memnun musunuz?"

"Ne gerek var bu işlere?" : 3
"Yanlış ama gerekli." : 2
"Siktirsin gitsin ruhsuz pezevenk." : 1

Sonuçlardan da görüldüğü üzere Gencolar bu konudan rahatsızdı. Hatta gözlerimiz canımız evladımız Andrew Bynum yani nam-ı diyar "Ayıoğlu ayı" yı arıyordu. Zor bir sezonun ardından koskoca Lakers camiasının böyle çapsız işlere girişmesi gerçekten çok saçmaydı. Howard ne bize gelen ilk ne de son yıldızdı. Bu saçma bilboardlara gazete ilanları eklendi. Ardından Jeannie Buss'tan Magic Johnson'a kadar Lakers camiası için önemli olan bir çok önemli isim #StayD12 twitleri atmaya başladı. Yetmedi cefakar taraftarımız Jack Nicholson'ın Howard'ı aradığı ve Lakers'ta kalmaya ikna etmeye çalıştığı haberi geldi. Sanırım tüm bu hamleler Lakers yönetiminin anlamsızca panik butonuna bastığının göstergesiydi.

                        

Resmi olarak FA'larla görüşmelere başlandığı zaman da Rox tüm şehir Dwight gelmezse yok olacakmışçasına  yüklendi. Olajuwon, Mutombo, Draxler gibi efsane isimlerin yanında Harden ve Parsons gibi şu anki Rox oyuncuları da görüşmeye dahil edildi. GM Morey Howard için fazlasıyla mesai yaptı. Hatta skype yoluyla Yao Ming bile bağlandı. Lakers karşı hamle olarak görüşmelere Kobe ve Nash'i de dahil etti. Kobe'nin bu görüşmede Howard'a "Kalırsan sana nasıl bir şampiyon ve bir lider olacağını öğretirim." gibi iddialı bir cümle söylediği öğrenildi. Görüşmeler bittiğinde de Howard'ın yeni adresinin Rox veya Lakers olacağı yazıldı.

Karar günü geldiğinde de zaten Dwight'ın hiçbir zaman lider olamayacağı bir kez daha görüldü. Kararın twitter yoluyla açıklanacağı yazıldı. Daha sonra Rox'a gittiği haberleri düştü. Hemen ardından buna yalanlama geldi ve verilmiş bir karar yok dendi. Arkasından yüzde 50-50 ihtimal dendi, Lakers yönetimiyle buluşacak haberi çıktı ve son olarak da Howard Rox'la anlaştığını yazdı. Ben yazarken yoruldum, takip edenler bilir gerçekten çok çok saçma bir akşamdı ve arap saçına döndü işler. Sonuç olarak Howard artık Houston'da oynayacak. Tabi Gencolar olarak her ne kadar karara sevinsek de Howard'a gereken tepkiyi koyduk.
             


Tanrı parçacığımız Kobe Bryant'ın yaptığı gibi Howard'ı unfollow da ettik. Yani sonuç olarak Howard'ın gidişi biz Gencolar'ı memnun etti. Lakers için nasıl bir yol var diye soran olursa o da belli oldu. Bu seneyi tamamen rölantide geçireceğiz ve tek yıllık anlaşmalarla kadroyu dolduracağız. (bkz 1yıllık mini mid level'a Kaman) 2014 yazında da Nash hariç kontrat kalmayacağı için en az 2 süperstarla anlaşma sağlayabiliriz. Muhtemelen Kobe'yi 10 milyon civarı bir kontratla tutup gerisini de Mitch reyizin maharetlerine bırakacağız. 2014 yazı için Lakers adına dedikodular şimdiden başladı. Lebron ve Melo en çok ismi geçen isimler ama ben Melo'nun Lakers'a daha yakın olduğunu düşünüyorum. Hem Kobe'yle arası çok iyi hem de burada gerçekten başarılar kazanabilir. Hem sahip olduğu cap boşluğu hem de pazar avantajı göz önüne alındığında Lakers 2014 yazında çok büyük işler yapabilir. Yine de Kobe-Gasol ikilisini Lakers forması altında belki de son kez izleyeceğimiz bu sezon bizler için buruk geçecek.

Yani kısaca özetleyecek olursak Rockets Howard'a duymak istediklerini söyledi, Lakers ise doğruları ve olması gerekenleri... Howard da karakterine uygun olarak daha kolay yolu seçti ve Rockets'a gitti. Orada üzerinde daha az baskı olacaktır ve tüm şehir onun yanında olacak. Lakers ise yoluna devam edecek ve 2014 yazının en çok dikkat çeken takımı olacak. Kobe'nin bu sezonki Rockets maçlarına ekstra motivasyonla çıkacağını bilmek için kahin olmaya da gerek yok. Hele bir sağ salim dönsün de... Gencolar mı? Biz de şimdilik aşağıdaki şarkıyı dinleyip efkarlanıyoruz ve en başta paylaştığım fotoğrafın gerçek olması için çeşitli ibadetlerde bulunuyoruz...


29 Nisan 2013 Pazartesi

Balık Sezonu Açıldı


Sezon başı deliye sorsan böyle olacağını tahmin edemezdi. Olacağı varmış. Sezon başlayana kadar namazdan niyazdan ayrılmayalım. Bu süre içinde Gencolar ziyaret ettiği her türbe, cami ve dergahtan fotoğraf paylaşacaktır. Bu hassasiyetin tüm Lakers camiasını sarmasını istemekteyiz. Hepinizin fotoğraflarını lakersgencolari@gmail.com adresine bekliyoruz. Kobe Bryant'ın asaleti hepiniz sarsın. PEACE OUT.

4 Nisan 2013 Perşembe

Tüm Kıtalarda Şampiyonluk Şarkıları Lakers İçin Söylenmeye Başlasın [Şiirli + Capsli]



Sakal, bıyık ve buraya yazılamayacak bir sürü totemi geride bırakıp gençliğimizi koyduk yola. Hayatında beş numara bile görmemiş Genco Biraderler olarak saçımızı üç numara yaptık. Her yeni turda bir kez daha üç numaraya vurdurulacak -vurdurmak?- olan bu saçlar eşten, dosttan ve sevgiliden bizi uzak koydu. Ayrıca sakallar da elenene kadar uzayacak. Duygulandığınızı hissediyorum. Biz de öyle.. Ben de şiir yazdım işte.


biliyorum finale giden yollar kapalı
zaten hiç inanmamıştın sen de
ama nasıl da unutmuşum bu inancın tek taraflı olduğunu?
tek taraflı umut insanı nasıl da aptallaştırıyor.
istemez miydin sen de, elyaf bilek ispanyol çıksın oynasın tıpkı şampiyon gibi?
ya da küçük ninja kursun bileğini ve desin: 'road to staples.'
ah, görüyor musun? hala umut ediyorum.

gönlümün en derinlerde sonsuz bir hezeyan var
bilmem ki bu gönül nasıl dayanır bunca hayal kırıklığına?

önce bir atletizm vardı şampiyonluk ile bizim aramızda
sonra bir de alevli üçlü çıktı, geldi ardına kadar
sonra popoviç hatta enes kentır taa ardına kadar
sonra hepsi çıkıp geldi
en son bir korku aldı yürüdü çevremizde
sen çıkardın tüm madalyaları duvara astın
ben masanın üzerine koydum umutlarımı
ve dedim ki
tüm kıtalarda şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlansın
afrika dahil.

eto.

Şiir yazarken büyük harf kullanmayı sevmiyorum.

28 Mart 2013 Perşembe

Başkan'ın canı için El-Fatiha



NBA tarihinin en büyük karakterini kaybedeli tam 40 gün oldu. Los Angeles Lakers'ı satın aldığı tarihten beri ne Tahkim'e ne de Federasyon'a yedirdi. Her daim taraftarın yanında oldu, deplasmana gitmek isteyenleri eli boş göndermedi. Eli darda kim varsa onun yardımına koştu. İçkisi, kumarı vardı ama iyi adamdı. Kumarda da iyiydi hani.

Neyse gelelim konumuza.

Büyük başkanımız bizi bırakalı 40 gün geçti. 40 acı dolu gün. Elimizden gelen hiçbirşey yok. Ancak rahmetlinin ardından hepimiz bir kez Fatih okusak, merhumun ruhuna rahmet inse güzel olmaz mı? Lütfe ALLAH ADI İÇİN EL FATİHA!


 

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdü lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel müstâkim. Sırâtellezîne en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.

Fatiha Sûresinin Anlamı (Manası)

Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!)
Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.


12 Şubat 2013 Salı

Bulgaristan'a Kayağa Gidilir Mi?

Ya aslında tek sıkıntı şu klavyenin başına geçmekte, yazmaya başladı mı insan devamı geldikçe geliyor. Şimdi hazır kış bitmeden şu konuya bir el atayım istedim. Malum havalar soğudu mu, yapılan ilk plan kayağa gitmek oluyor, çoğu zaman da oraya mı gidelim, buraya mı gidelim, yok orası pahalı, burada pistler kısa, öteki yerde skipass pahalı derken programlar genelde hayata geçemiyor. Bir de Bulgaristan mevzusu var tabii. 'Abi Bulgar hem ucuzmuş, hem de pistler uzunmuş.' geyiği ise kayak muhabbetinin vazgeçilmezinden. Malum şu yaşlarda çoğumuz kalkıp da Alplere kayağa gidemiyoruz, hatta hayalini bile kuramıyoruz. Ama Bulgaristan fikri kulağa çok daha makul geliyor.



Peki durum gerçekten öyle mi? Bu sorunun cevabını ilk ağızdan, arkadaşlarla ay başında yaptığımız 5 günlük Borovets seyahatinin ardından sizlerle paylaşmaya karar verdim. Burada yapmanız gerekenleri, ödeyeceğiniz paraları ve yapmamanız gerekenlerle sizlere olabildiğince paylaşacağım.

İlk etapta Bulgaristan'a girebilmek için, eğer yeşil pasaportunuz veya hali hazırda geçerli Schengen vizeniz yoksa, vize almanız gerekiyor. Vize almak içinse en az 6 ay geçerliliği olan bir pasaporta ihtiyacınız var. Vize almak için internette araştırdığınızda karşınıza çıkan ilk yerlere girip de bakmayın, vize başvurunuzu konsolosluk üzerinden yapın. Daha doğrusu konsolosluğu arıyorsunuz, sizi Harbiye'de pek çok ülkeye vize veren bir yere yönlendiriyorlar, vizenizi oradan alıyorsunuz. Merak edenler veya gidecek olanlar vfsglobal.com/bulgaria/turkey sitesine girip detayları oradan öğrenebilirler. Vize için gerekli evraklar Schengen için istenen evraklarla neredeyse aynı, vize ücreti ve hizmet bedeli de aynı şekilde. Vize için 60€, hizmet bedeli olarak ise 25€ ödüyorsunuz ve vizenizi 5 iş günü içerisinde alabiliyorsunuz. Verilen tavsiye alabilirseniz Schengen almanız, hiç değilse isterseniz gezersiniz deniliyor. Bulgaristan Avrupa Birliği'ne girdi, ancak henüz Schengen verme yetkisine sahip değiller.



Buradan sonra yazımı biraz daha özelleştirerek Borovets için konuşacağım, malum Bansko veya Pamporovo'ya gitmedim, ancak fiyatlar ve pistlerin kalitelerinin benzer olduğu söyleniyor. Yani burada bahsedeceklerim diğer kayak merkezleri için de üç aşağı, beş yukarı geçerli olacaktır. Borovets İstanbul'dan yaklaşık olarak 520km uzaklıkta, yani yol otomobille yaklaşık olarak 6 saat sürüyor, bu süreye ve yola Edirne'de Köfteci Osman'da yemek molası ve sınır kapısında bekleme dahil. Sınırda pek sıkıntı yaşamıyorsunuz, yani biz giderken pek sıkıntı yaşamadık. Otobüs konusunda net bir şey söyleyemiyorum, ancak tahminimce otobüs seyahati otomobilden 1.5-2 kat daha uzun sürebilir.

Borovets'te piste yakın oteller olduğu gibi otomobille 10 dakika civarında mesafelerde de nispeten daha ufak ve daha uygun fiyatlı konaklama imkanları mevcut. Pistlerin yanıbaşındaki otellerdeki odalar fiyat olarak (booking.com'dan baktığım kadarıyla) kişi başı 70 Lira civarlarından başlıyor. Burada bahsedeceğim fiyatlar 4 kişilik odalar için, malum bu yazıyı okuyanların çoğu öğrenci olacağından herkes masrafları en düşük tutmaya çalışacaktır. Biz tatilimizde piste daha uzak ve daha uygun fiyatlı olanakları tercih ettik. Kaldığımız 4 kişilik bungalow'lar kişi başı yaklaşık 50 Lira civarında fiyatlara sahip. Tabii bu fiyatlar Türkiye'deki gibi tam pansiyon fiyatları değil, oda+kahvaltı fiyatları.


Kayak kiraları için 20-30 Lira aralıklarında fiyatlar duydum, ancak kendi kayaklarımızla gittiğimizden bu konuda net bir fiyat veremiyorum. Zaten kiralar kayakların modeline göre değişiyor. Günlük skipass'ın fiyatı ise 55 Leva. Bir saatlik tek kişilik kayak dersi ise 40 Leva'ya mal oluyor. Pistlerin kalitesi ve uzunluğu ise muazzam. Borovets'te her seviyeye uygun ve uzun pist bulmak mümkün. Ancak pistlerin genelini kırmızı (intermediate) pistler oluşturuyor. Ayrıca Borovets'de belirli pistlerde gece ışıklandırma mevcut ve hava karardıktan sonra kayak yapmaya devam edebiliyorsunuz.

Yemek fiyatları ise makul, bir öğününüzü biranız dahil 20 Leva'ya halledebiliyorsunuz, ki orta boy pizza yiyorsunuz, yani doyuyorsunuz. Ayrıca içkilerin fiyatları da tahmin edeceğiniz gibi çok daha uygun, sırf içtiğiniz içkilerden bile büyük kâr etmeniz mümkün. Eğer kayak ekipmanınız yoksa veya eksikse sakın alışverişinizi gitmeden yapmayın, ekipmanlar orada Türkiye'de olduklarından çok daha ucuz. Ayrıca ünlü markalara neredeyse %50 daha uygun fiyatlara ulaşabiliyorsunuz.



Dönüş yolculuğundaysa dikkat etmeniz gereken nokta alışveriş. Olur da Duty Free'den içkiydi, çikolataydı alırım diyorsanız benim tavsiyem o işi Kapıkule'den önce yapmanız. Çünkü bizim Duty Free'lerimizde bildiğiniz gibi her şey sınırlı, ayrıca Kapıkule'de ürünler havalimanlarında olduğundan biraz daha pahalı. Her ne kadar Bulgaristan'dan alacağınız ürünlerin kalitesi daha kötü olabiliyor dense de, o riski almaya değer. Veya getirmek istediğiniz fazla içkiyi önceden alıp bavulunuza atın, istiyorsanız Duty Free'den tekrar alın. Gümrük memurları dönüşte de bagajınızı boşaltıp içerisine bakma yetkisine sahipler, ancak benim anladığım kadarıyla tatile gittiğinizi veya tatilden döndüğünüzü anlayınca pek de uğraşmıyorlar.

Şimdi özellikle masrafları toparlayalım:
Otomobil Yolculuğu: 1200km'lik yolculuk. Benzinli veya dizel, basa basa gittiğimizi varsayalım. Benzinli otomobil için 60l'lik iki depo benzin ile 300x2=600 Lira
Dizel için: 40l'lik iki depo dizel ile 180x2=360 Lira
Ayrıca yurtdışına çıkabilmek için otomobile yeşil sigorta yaptırmak gerekiyor ki aylığı 180€ civarlarına mal oluyor.
Konaklama: Kişi başı oda+kahvaltı gecelik 50 Lira
Yeme-İçme: Öğün başına 25 Lira'dan 25x2=50 Lira (ekstra biralar dahil)
Kayak Kiralama-Skipass: 25+65=90 Lira
Günlük Masraf: 50+50+90=190, 10 Lira da benden 200 Lira.
Bu masraflara ek olarak dediğim gibi yeşil sigorta ve gerekiyorsa vize masrafları ekleniyor.



Tabii bu masrafları yemeden içmeden kısarak azaltmak mümkün.
Türkiye'de İstanbul'a en yakın ve fiyat olarak en uygun Kartepe'yi ele alırsak günübirlik paketler 130 Lira civarlarında, otellerde konaklama ise 100 Lira civarında. Ki en basit matematikle günlük masrafınız 230 Lira oluyor ki, bu haliyle bile Bulgaristan'dan pahalıya geliyor.

Fiyatı, pistlerin kalitesini ve sunduğu ekstra deneyimleri düşününce açıkçası ben fırsatı bulduğum sürece Türkiye'de kayak tatili yapmak yerine Bulgaristan'a gitmeye devam etmeyi düşünüyorum. Yani sözün özü: Evet, Bulgaristan'a kayağa gidilir. Gerçi onca şey yazdım, bence siz de aynı sonuca varmışsınızdır.

Not: 1BGN≈1.2TRY

7 Şubat 2013 Perşembe

Lakers Gündemi #4


Öncelikle bu yazıyı okuyan tüm Lakers taraftarlarından bir isteğim var. Lütfen boy abdestlerinizi bir tazeleyin arkadaşlar. Çünkü bu başımıza gelenlerin başka bir açıklaması yok. Gidin tam bir temizlenin öyle gelin okuyun yazıyı.

Takım son 7 maçta 6 galibiyet aldı. Son 3 galibiyetimiz de deplasmanda. Derecemiz 23-26'ya geldi. Nasıl kötü başladıysak toparlayamıyoruz bir türlü. Fakat sene başından beri ilk kez olumlu sinyaller veriyoruz. İçeride kazandığımız Thunder maçından sonra camia olarak "Lan acaba olur mu?" havasına girdik. Oyun olarak ciddi bir toparlanma var. Bunun en önemli sebebi de başta Kobe olmak üzere topu paylaşmaya başladık. Kobe atmayı tamamen 2.plana attı ve dümeni ele aldı. Nash daha skorer konuma geçti, Clark müthiş bir çıkış yakaladı,Gasol benche geçip üstüne Blake de dönünce 2nd unit bir toparlanma gösterdi ve parçalar ilk kez oturdu Lakers adına.

Ama yine şanssızlığımız baş gösterdi. Önce Suns deplasmanında öndeyken Howard bir kez daha omzundan sakatlandı. Sakatlığının diğerlerine göre daha acı verici olduğunu söylemişti zaten son 3 maçtır da oynayamıyor. Detroit maçını 20 sayıdan defalarca veriyorduk. Sene boyunca toplam 2 tane serbest atış kaçıran Nash o maçın son anlarında 2 tane üst üste kaçırdı. Ama asıl şanssızlıklar bunlar değildi maalesef. Nets maçında sakatlanan Pau Gasol'ün 6-8 hafta arası sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Ameliyat olması gerekirse 3 aya kadar uzayacakmış bu süreç. Çok moral bozucu bir haber. İşler git gide 03-04 sezonuna benzemeye başladı. Gasol tam da ritme girmeye başlamıştı. Uzun rotasyonumuz bir kez daha Clark-Jamison-Sacre üçlüsüne kaldı. Bu haberden sonra Kobe de ince yollu Howard'a mesajı verdi. Kobe'nin "Bazen acıya karşı oynamanız gerekir." açıklaması var. Şu ana kadar bu geceki Boston maçı için Howard konusunda henüz bir haber yok, hala "day-to-day" gözüküyor. Çok çok ciddi bir durum yoksa Kobe'nin dediği gibi acıya karşı oynaması lazım.

                               

Sakatlıklar gerçekten moral bozucu. 3 tane daha deplasmanımız var. Sırasıyla Boston-Bobcats-Miami ile oynayacağız ve en az 3'te 2 yapmak zorundayız. Howard dönerse mümkün gözüküyor. Daha fazla moral bozmadan güzel şeylere gelelim. Önceki yazıda Thunder maçının önemli bir sınav olduğunu söylemiştim. Başarıyla verdik bu sınavı. Çok keyif veren bir galibiyet aldık. Kobe müthiş bir değişim gösterdi. Her ne kadar son 2 maç biraz daha atmaya yönelse de bu yükselişte büyük payı var. 2 kez arka arkaya 14 asist yaptı. 3 kez triple-double'ın kıyısından döndü. Onun bu değişimiyle takım da birbiriyle oynamaktan keyif almaya başladı. Hücum iyiden iyiye akıcılık kazandı. Bunun sayesinde savunmada da gözle görülür bir düzelme var. Bu 7 maçlık dönemde sadece Minnesota'dan (100) ve Hornets'den (106) 100+ sayı yedik.

Nihayet işin ciddiyetine varmış gibiyiz. O kadar galibiyet aldık hala %50'nin 3 maç gerisindeyiz. Biraz geç kalınmış bir ciddiye alınma bu. Umarım play-off treni için çok geç değildir. Ancak böyle oynamaya devam edersek ve başka sakatlık olmazsa ben play-off yapacağımızı düşünüyorum. Oraya geldiğimizde de kimse bizimle eşleşmek istemeyecektir. Söz konusu Lakers olunca kesin konuşamıyorum. Şu yazıyı hazırlarken bile biri sakatlanmış olabilir çünkü.

Bu arada Howard'ın da kalmak istediğine dair haberler çıktı. Kupchak reyiz de "Kalacağından eminiz, onu takas etmeyi kesinlikle düşünmüyoruz." tarzı bir açıklama yaptı. Başta Kobe olmak üzere saha içinde herkes Howard'a yardımcı olmaya ve onun etkinliğini arttırmaya çalışıyor. Bunlar güzel gelişmeler tabii. Howard'ın dominant olduğu maçların çoğunu kazandık. Ben daha önce de söyledim bizle sözleşme uzatacağını düşünüyorum. Bu arada Kobe'nin açıklamalarına fazlasıyla katılıyorum. Howard cüssesinde bir adamın acıya tahammülünün biraz daha fazla olması lazım. Umarım bu geceki Boston maçıyla birlikte döner.

                         

Asıl ayrı bir paragraf ayırmak istediğim bir adam var. Earl Clark... Sene başında kadro da bile düşünülmüyordu, sakatlıklar olmasa belki de hiç şans bulamamaya devam edecekti ancak şans bulur bulmaz müthiş bir çıkış gösterdi. Müthiş yürek koyuyor ve bizim ihtiyacımız olan enerjiyi fazlasıyla verdi. Son sakatlıklardan sonra daha da önemli bir konumda artık. Şampiyonluk senesinde Ariza'nın verdiği katkının daha fazlasını veriyor. Son 1 aydır %50'nin üstünde bir isabetle 11.6 sayı 9.4 ribauntla oynuyor ayrıca istatistiklere yansımayan katkıları fazlasıyla mevcut. Haklı olarak takım arkadaşlarının da saygılarını kazanmış durumda. Gencolardaki en büyük "Arizasever" olarak bu performansı en çok beni mutlu ediyor, yürüyedursun....

Son olarak bu maçlarda acayip hareketler oldu. Kobe'nin Nets defansını parçalayıp Humphries ve Wallace'ı aynı anda potaya sokmasını sanırım herkes izlemiştir. İzlemeyenleri şuradan alalım. Gerçekten müthiş. 35 yaşında ve dirseğinde hafif bir sıkıntısı bulunan bir adamın bunu yapması... Kobe çok büyük adam gerçekten. Bir de Detroit deplasmanında yeni bir .4 olayı yaşadık. Kenarda müthiş bir oyun çizilmiş. Kobe çaresiz gibi gözükürken bir anda potaya yönelen Clark'ı buldu ve o da smaçla bitirdi. O pozisyon için de şuradan alalım. Kobe'nin mimikleri filan süper. Güzel şeylerin hep arkasındayız. D'Antoni hocamı da bu güzel oyun için tebrik ediyoruz buradan.

Yazının sonuna geldik. Lakers için bir türlü her şey yolunda gitmiyor ama ben her şeye rağmen play-off'a kalacağımızı düşünüyorum. Sonrasını o zaman geldiğinde düşünürüz. He unutmadan bu gece için "Ananızı Bacınızı Celtics gibi..."

Erkek Dedikodusu #5


Aylar sonra mikrofon başına geçince işler gerçekten istediğimiz gibi olamayabiliyormuş. Çirkinleşebilme sınırlarını aştığımız yetmezmiş gibi, fazla derecede daldan dala atladığımızı da belirteyim. En boş konuştuğumuz kayıt olabilir. Ben tabii ki çok beğendim. Boş olan şeyler iyidir deyip götürün. Dedikoduyu ciddi manada damarlarınızda hissedeceksiniz.

Faruk ben daha fazla bir şey yazamıyorum abi.




6 Şubat 2013 Çarşamba

Gencolar Sixtape #4



Selamlar. Galiba Faruk bu serinin gününü Cumartesi olarak belirlemiş ama ondan başka da gününde yayınlayan olmamış. Olsaydı problem vardı zaten.

Ben pek müzik dinlemem ya da şöyle söyliyeyim, her şeyi dinlerim ama ilk kez dinleyip beğensem bile "aa bu grupta neymiş?" diye merak etmem. O yüzden pek müzik bilgim yoktur. Genelde film müzikleri dinlerim zaten ya da enstrumental. 

Yine de benim için yerleri özel 2-3 şey var tabii ki müzik adına, en başta da The Smiths gelir. 4-5 yıl önce lisede Manga falan dinlerken (manga'ya bok atmıyorum, iyi şarkıları var) ablamın oda da dinlediği müziklere ilgi duymaya başladım. Nirvana, Pearl Jam, The Smiths o günlerden geriye kalanlar. Burdan ablama da selam olsun.

Ha, peki niye Asleep? 3-4 gece önce habersiz şu filmi izliyordumki soundtrack'inde asleep de varmış. (müthiş film, tavsiye ederim) Benim için daha iyi The Smiths şarkıları var ama bu günlerde en güzeli Asleep.

Gencolars'ın şarkılara gelince; vallaha doğuş ve eto'nun paylaştıkları dışında diğer 3 şarkıyı bilmiyorum bile. Moby baya baya Bedük'e benziyormuş.




Doğuş / Beirut - Elephant Gun
Ege / Moby - Lift Me Up
Eren / Pearl Jam - Nothingman
Faruk / T.I - Ride With Me
Buğra / Kanye - Welcome The Heartbreak feat Kid Cudi

29 Ocak 2013 Salı

#COUNTONKOBE

Nike'ın son Kobe reklamını izlediniz mi? İzleyin. Kobe Bryant reklamı olmasından bağımsız (yalan) Nike'ın en iyi reklamı olabilir.



Bu da reklamdaki metin, muazzam.


“This is how the world works. The sun shines. The grass grows. Kobe Bryant arrives to practice at 3. The other three. Chickens bock, bock, bock. Broccoli can fight cancer. Rice provides energy. Kobe eats rice, broccoli, chicken and the world turns.
“Earthquakes shake, bakers bake, Kobe Bryant shakes and bakes defenders. Philosophers ponder existence, scholars read, Kobe Bryant takes everyone to school. Rain falls, waterfalls dump water, Kobe owns the bucket, that bucket. Snakes are light, low and fast.
“Kobe’s shoes are like snakes. Bees sting when threatened. Kobe Bryant is never threatened. Best is ahead of better. The basket is ahead of the ball. Kobe is light years ahead of them all. This is the way it was, this is the way it is, this is the way it will be.”

28 Ocak 2013 Pazartesi

Uykusuz Her Gece #4

  • İlk olarak haftanın en kötü haberiyle başlamak gerek. Rondo büyük ihtimalle sezonu kapattı sakatlık nedeniyle. Geçen yıl Rose, Rubio'nun yaşadığı sakatlığın benzeri, hatta aynısı, o yüzden sezonun geri kalanını geçtim, gelecek sezon Kasım - Aralık gibi basketbol oynayabilecek. 
  • Dün Rondo'nun sezonu kapattığı haberi düştüğünde Boston evinde Miami ile oynuyordu. Doc Rivers ve seyircilerin haberi olmasına rağmen oyuncuların yoktu. Şu da maç sonu haberi öğrenen Pierce'ın tepkisi.
  • Geçen hafta açıklanan All-Star ilk 5'lerinden sonra yedek takımlar da belli oldu. Doğu'da ilk 5 çıkacak Rondo'nun dünkü sakatlığından sonra onun yerine NBA yönetimi bir kişiyi daha ekleyecek Doğu kadrosuna. Benim için Doğu'da ve Batı'da dışarıda kalan birer adam var hak etmesine rağmen. Josh Smith ve S. Curry. Özellikle Curry'nin seçilmemesi çok büyük haksızlık.
               Batı: Duncan, Lee, Aldridge, Westbrook, Harden, Randolph, Parker.
               Doğu: George, Holiday, Chandler, Noah, Deng, Bosh, Irving.
  • New Orleans Hornets gelecek sezon New Orleans Pelicans oluyor. Bu da logoları. Pelikan komik bir hayvan olduğu için hafif vahşi bir pelikan yapmışlar, iyi de yapmışlar.
  • Memphis - Cleveland arasında da ufak çaplı bir takas oldu. Memphis Ellington, Speights'in karşılığında Leuer'i aldı. Bu rotasyon, pozisyondan ziyade maddi açıdan önemli bir takastı Memphis için. NBA'in en küçük pazarlarından biri oldukları için şimdiden bütçeyi rahatlatmaya çalışıyorlar. Tabii Batı'da zirveye oynadıkları sezonda benchin önemli elemanlarından ikisini vermek zorunda kalmaları üzücü.
  • Bir de iyi haber verelim, Derrick Rose dönüyor. En geç All-Star arasından sonra, yani 2 haftaya kadar Rose'u yine izleyebileceğiz. 
İLK 5
         

Kyrie Irving... Cavs bu hafta 3 maça çıktı ve 3'ünü de kazandılar. Tabii 35 - 4 - 4 ortalamalarıyla oynayan Irving de başroldeydi. İnanılmaz bir yetenek, ligin elit guardları arasına girdi 1,5 yılda.


Kevin Durant... Haftayı 31 sayı 6 ribaund 6 asist ortalamalarıyla kapattı. Her maç 30 atmayı geçtiğimiz yıllarda da yapıyordu ama bu sene üstüne asisti de ekledi.


Carmelo Anthony... Haftayı şut yüzdesi düşük de olsa 31 sayı 6,5 ribaund ile kapattı. Daha dün gece 42 sayı attı.


Lebron James... 29 sayı 11 ribaund 8 asist. Lebron için küçük insanlık için büyük bir istatistik.


Ersan İlyasova... Sezon başından beri uyuyan Ersan kendine geldi. 25 sayı 11 ribaund'la oynadı bu hafta. Şut yüzdesi vs. her şeyi arttı. Aldığı sözleşmenin baskısından da kurtulmuş gözüküyor. Hiç bozmasın...

Çaylak


Damian Lillard... Her hafta olduğu gibi. Kısıtlı Portland kadrosunu playoff potasında tutmayı başardı şu ana kadar Batum ve Aldridge ile birlikte. Çaylak sezonunda bu sorumluluk, büyük iş.

Takım



Duncan - Popovic'siz oynadıkları bu haftayı da mağlup olmadan geçtiler. Ligle dalga geçiyor adamlar...

27 Ocak 2013 Pazar

Gencolar Sixtape #3


Cumartesi olarak ayarladığımız bu seri bir kez daha gününden saptı. Bunun için size açıklama yapacak değilim. Malumunuz Farük nasıl insanlar olduğumuzu anlatan bir yazı yazmıştı.

Bilerek ve isteyerek bugüne kadar paylaşmadığım Mumford ve Oğlanları'nı kendi yazı günüme bırakabildiğim için çok mutluyum. Yaklaşık iki sene önce bir radyo programanı dinlerken tanışmıştım kendileriyle. Kimseye çaktırmadan dinlemeye başladım. Dinlediğim şeylerin fazla yayılmasını sevmiyorum. Lisede Sagopa bu kadar yayıldığı için bugünlere geldim mesela. Bir gün Farük'ün de Mumford paylaştığını görünce artık zamanı gelmiş dedim. Hayatımızın her şekilde kesiştiğini göz önüne aldığımızda, hiç konuşmadan bu oğlanları sevmemize de şaşırmadım -İzmir kızları, selamlar!-. Ara sıra favori şarkılarımızı özel mesajlarla gönderip birbirimize yürüdükten sonra artık tüm şarkılarını hatim ettiğimi söyleyebilirim.

Tüm şarkıları ayrı keyif olmakla birlikte içinde bulunduğum ruh haline en çok uyanı seçtim. Göz yaşları olmayan bir zamandan ve tekrar sevmekten bahsetmişler. Korkularınızı atın falan diyorlar. Bu çocukların bir bildiği vardır. Umutlu erkek seven kızlar..

Gencoların şarkıları hakkında fazla yorum yapmıyorum. Klişe sıralamasına göre bir liste yaptım. Herkes gereken mesajları alsın. Çirkinlik benim işim.




Eren: Mumford and Sons - After The Storm
Faruk: Piston - Adanalı
Ege: Depeche Mode - Walking İn My Shoes
Doğuş: Lana Del Rey - Dark Paradise
İbrahim: Kings of Leon - Closer
Buğra: Red Hot Chili Peppers - Snow

26 Ocak 2013 Cumartesi

Lakers Gündemi #3


Geçtiğimiz günlerde söz verdiğimiz gibi Lakers yazısıyla karşınızdayız. Hazır son maçların çoğunu izlemişken de bana kaldı yazı. Malumunuz Lakers'ta işler hiç yolunda gitmiyor ve şampiyonluk hedeflenen bu sezonda play-off dışı kalma ihtimalimiz kuvvetle muhtemel. Peki neden böyle oldu?

Aslında bu sorunun cevaplarını önceki yazılarımızda da vermiştik. Değişen pek bir şey yok. Birlikte oynamaktan pek de zevk almıyor gibi duran, savunmayla yakından uzaktan ilgisi olmayan ve bitse de gitsek havasındaki bu takımın şu hali hepimize acı veriyor. Lakers en kolay gözüken maçlarda bile rakibe teslim oldu ve şu an 18-25'lik çok kötü bir dereceye sahip. 2012'nin sonlarına doğru olumlu sinyaller vermiştik aslında. Özellikle Staples Center'da kazanılan Knicks maçı sonrasında "İşte şimdi geliyoruz." yorumlarını yaptık. Fakat 2013 facia geçiyor bizim için.  3-10'luk derecemiz var 2013'te ve çatlaklar iyice belirginleşmeye başladı.

Baştan başlayalım. Koç D'Antoni'ye karşı Gencolar'da Eren'le benim tavrımız malumdu. Şu ana kadar D'Antoni'nin yapmasını beklediğim her şeyle ne yazık ki karşılaştık. Takımın kontrolünü kaybetmiş gibi gözüküyor. Bu kadar büyük egoları idare etmek büyük iş. Onun altından kalkabileceği bir iş değildi nitekim şu ana kadar da bana göre kalkamadı. Savunma performansımız giderek düşüyor ve hatta dibe vurdu. Hemen her takımdan 100+ yeme potansiyeline sahibiz. Burada tabii ki oyuncuların da suçu büyük ancak koç da pek faydalı olmadı.

Bir diğer konuda sürelerin dağılışı. D'Antoni geldikten sonra performansı yükselen Jamison ve Meeks sırayla kesiği yediler. Benchin en önemli 2 oyuncusunu neden gözden çıkardı ben bir anlam getiremedim. Formda ve mücadeleci Hill'e süre verip Jamison'ı kesti açıklamalarına katılabilirim. Ancak sahada Duhon varken Meeks'in maçı benchte izlemesi beni çok şaşırttı. Sene başından beri süre almasını beklediğim Earl Clark son sakatlıklar olmasa büyük ihtimal benchte çakılı kalacaktı. Clark demişken aldığı sürenin hakkını fazlasıyla veriyor. Yürüyedursun...

Bir kez daha diyorum ama bu takımın koçu bana göre Phil Jackson ya da D'Antoni'den daha tecrübeli bir isim olmalıydı. Takım psikolojik olarak ağır darbeler aldı ve koçun bu işi şu ana kadar kotaramadığı çok açık. Tecrübeli bir koç olsaydı üst üste bu kadar mağlubiyetlerin alınmayacağı iddiasındayım. Şu saatten sonra bir koç değişikliği gelmesini beklemiyorum çok ekstra bir sıkıntı olmadıkça ama P-Jax olayında keşke işi ego savaşına dönüştürmeseydik. Anladığınız üzere benim gözümde şu takımın koçu Phil Baba olmalıydı.

                             

Madem yukarıda rotasyon, sakatlık dedik oradan devam edelim. Bu sezon bir lanet var üstümüzde bu açık. Büyük dörtlümüz -yanlış olmasın- sadece 10 maçın tamamında beraber oynayabildi. Nash zaten sene başında bir gitti bir daha uzun süre göremedik. Dwight da beli yüzünden %100 değilken bir de üstüne son maçlarda omuz sakatlığı çıktı. Gasol'ün dizleri malumken bir de suratına aldığı darbeden dolayı maçlar kaçırdı. Üstüne gayet iyi bir sezon geçiren ve mücadeleye hasret olduğumuz şu sezonda yüreğini ortaya koyan Hill sezonu kapattı. Blake de aylardır yok ve ne zaman döneceği hala belli değil. Yani bir türlü bir araya gelemedik. En zorlu deplasman turnemizde bir ara sahada Duhon-Morris-Clark-Ebanks-Sacre vardı sahada. Hem de maç koptuktan sonra değil. Ürperdim resmen. Takımın bir arada oynayamaması da bir türlü ritme giremememize sebep oldu. Bu kadar yeni kurulan bir takım için çok büyük bir handikap.

Takımın ana sorunlarından biri de Dwight Howard'ın huzursuzluğunun artması. Howard'ın hücumda az kullanılmaktan şikayetçi olduğu haberleri vardı. Hatta son dönemde Lakers'la sözleşme uzatmayacağı, Lakers yönetiminin de bu yüzden onu takas edeceği haberleri bile çıktı. Saha içinde de özellikle bir kaç maç çok net olarak umursamazları oynadı Howard. Zaten fiziksel olarak %100 değildi üstüne moral olarak da çökünce Aaron Gray'den filan blok yemek gibi saçma sapan işlerde bulundu. Kariyerinde 3 kez maçtan atılmış Howard, ikisi bu sezon. Howard'ın bu çıkışı sonrası doğal olarak gözler Kobe'ye çevrildi. O da "Ben Dwight'a yardımcı olmak için elimden geleni yapıyorum, yaparım." tarzı bir açıklama yaptı. Dwight Howard'ın agresif olduğu neredeyse tüm maçlarımızı kazandık. O konsantre olunca ne kadar etkili bir oyuncu artık bunu söylememe gerek yok. Maçın içinde oldukça savunma konsantrasyonumuz artıyor, hücum akıcılık kazanıyor. Burada Nash'e büyük sorumluluk düşüyor. Bazen topu Kobe'den almalı ve Howard'ı maçın içinde tutmalı.

Top paylaşımı gerçekten çok önemli. İşler Kobe'nin zorlama bire birlerine kaldığı zaman hücumda zorlanıyoruz. Kobe'nin "Eeeeh yeter bırakın topları bana." modundan çıkması lazım. Ama burada tek suçlu Kobe değil. Takım arkadaşlarının biraz daha agresif olması lazım. Hücumda çok durağan kaldığımız dönemler var. Ayrıca topların da Nash üzerinden dönmesi herkes için daha iyi olacaktır diye söylemekten dilimizde tüy bitti. Bu kadar çok hücum silahı olan bir takımın 90 sayı civarında kalması kabul edilemez.

                                  
Tabii ki işler bu kadar kötü giderken takas dedikoduları da iyiden iyiye arttı. Yukarıda da belirttiğim gibi işlerin içine Howard da dahil oldu. Hatta bazı yerlerde Nash bile yollanıyor. Ben şu noktada Howard takasının imkansız olduğunu düşünüyorum. Keza Nash'in de takas olmayacağı bence kesin. Bir şekilde Howard'ın mutluluğu sağlanır ve sözleşme uzatıp burada kalmaya devam eder. Ancak işin diğer tarafındaki Gasol için artık takas kaçınılmaz gibi. Kendisi de yaptığı açıklamalarda yakın zamanda bir takas beklediğini söylüyor. Ne yazık ki 2 sene önceki Dallas serisinden bu yana Gasol bir kaç kıvılcım hariç çok vasattı. Son olarak sakatlandıktan sonra benchten geliyor. Performansı biraz olsun artmasına rağmen kendisi bu durumdan memnun olmadığını söyledi. Gasol'ün market değeri düşmüş durumda fakat başımızda Mitch varken her şey olabilir.

Birçok senaryo var Gasol'le ilgili. Üçlü takas senaryoları, Espn trade machine'de yapılmış takaslar filan havada uçuşuyor. Benim gönlümden tabii ki Josh Smith takası geçiyor ama bunun zor olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bir değişim gelmesi kaçınılmaz gibi. Bir de ek olarak Hill'in sakatlığı sonrası Lakers'ın veteran bir uzun peşinde olduğu haberleri var. NBA yönetiminden Hill'in kontratı kadar bir boşluk talebi yapıldı. Akla gelen isimlerin başında Kenyon Martin var. Uzun rotasyonuna ufak bir takviye faydalı olabilir.

                             

Son olarak Kobe Bryant da twitter alemine geldi nihayet. Fazlasıyla da aktif ayrıca. Özellikle galibiyetlerden sonra gelen sorulara cevap veriyor. Kısa sürede 1 milyon takipçi sayısına ulaştı. Gerçi onun twitter'a gelmesiyle üst üste gelen mağlubiyet serisi var ama yine de ben onun twitter'a gelmesine sevindim. Hala takip etmiyorsanız şuradan takibe alabilirsiniz.

Bu sabahki Utah maçı bizim adımıza nasıl oynamamızın apaçık göstergesiydi. Kaybettiğimiz maçların çoğunda şu maçtaki oyunun yarısını bile oynayamadık. Böyle oynadığımız, top paylaşımını böyle yaptığımız zaman önümüzde kimse duramaz. Tabii ki Kobe'den her maç 14 asist yapması beklenemez ama Nash'in ya da onun sürekli takımı maçın içinde tutması şart. Savunmada da Metta gibi Howard gibi oyuncuların daha fazla liderlik edip takımı ateşlemesi lazım.

Play-off yolunda işimiz imkansız değil ama kabul etmek lazım şansımız çok azaldı. Hızlı bir şekilde bir galibiyet serisine ihtiyacımız var. Bunu yapabilecek potansiyele de fazlasıyla sahibiz. Yeter ki doğrularımız yapmaya devam edelim. Tabii ki dezavantajları var bu takımın ancak avantajlarımızı kullandığımızda bunları telafi edebiliriz. Önümüzde çok kritik maçlar var. Özellikle Pazar akşamı evimizde oynayacağımız Oklahoma maçı çok önemli. O maçtan çıkarılacak bir galibiyet bize bir galibiyetten fazlasını kazandırır. Oyuncuların azalan özgüvenlerini tazeler.

Dediğim gibi All-Star arasına kadar çok kritik maçlarımız var ve bunların çoğu deplasmanda. Burada sergileyeceğimiz oyun, göstereceğimiz karakter işleri netleştirir gibi. Umarım şu ana kadar ki "Bitse de gitsek." havasından kurtulur ve ayağa kalkarız.