30 Ocak 2010 Cumartesi

Geçmişten Kareler #22



Şu sıralar Uzak Doğu'da parkeleri yakan, eski guardımız(!) Smush'ın en seksi pozu..
Orada neler olduğunu ben de bilmiyorum tıklayıp siz çözmeye çalışırsanız sevinirim ehehe

21 Ocak 2010 Perşembe

Vedat Özdemiroğlu Röportajı



Vedat Özdemiroğlu kimdir? Ne yer, ne içer? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

- Az yerim, çok içerim! Dengelemek istiyorum zamanla bu durumu. Kendimden mizah dergilerine gönül vermiş biri olarak bahsedebilirim. Önce okuru, sonra yazarı olarak. Benim için 'yazar' kelimesi yeterli.

Mizah işine nasıl girdiniz ve bu başarılı mizah kariyerinde belli bir istikrarı tutturmak için neler yaptınız?

- Başarılı bulmanıza sevindim. Mizah yazarlığına amatör yazılarla başladım. Sonra dergilerde çalıştım. İşim azalacağına her hafta biraz daha zorlaştı. Her zaman geçen hafta daha kolay geldi, bu hafta daha zor!

Genelde karikatüristler - yazı yazanını, çizenini bir arada bulunduruyoruz - göz önünde olmayı sevmez. Siz karikatürist olarak girdiğiniz mizah işinde stand-up'ta yaptınız, hatta televizyona da çıktınız. Bunları isteyerek mi yaptınız, yoksa hayat şartları sizi bunu yapmaya mecbur mu etti? Bir tercih yapacak olsanız karikatürist kalmak mı isterdiniz yoksa televizyonda, göz önünde olmak daha mı ilgi çekici?

- Tek kişilik gösterileri keyif için yaptım. Reklam ve televizyonu para için. Benim tercihim mizahçı, dergici, yazar olarak anılmaktır.

Koyu bir Beşiktaş taraftarı olduğunuzu biliyoruz. Nereden geldi Beşiktaş'lılık, nasıl Beşiktaş'lı oldunuz?

- Babadan ve abiden geldi. Adım da babamın tercihiyle, rahmetli Vedat Okyar!dan gelir. Takım şu ara çok sorunlu ama olsun, Beşiktaş candır!

Beşiktaş'ın şimdiki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yıldırım Demirören sizce de istifa etmeli midir? Kadro şu anki haliyle şampiyonluk için yeterli midir? Takviye gerekir mi? Beşiktaş'tan ayrılmasını istediğiniz oyuncu ve Beşiktaş'a gelmesini istediğiniz oyuncular var mı? Varsa kimler?

- Kongrede çıkan sonuç ne olursa olsun, camiayı rahatlatacak. Seçime saygılı olmalıyız.Şampiyonluk şansımız var, 8-9 maçlık bir galibiyet serisi bizi ışıldatır. Oyunculara hiç girmemeyim. Bana kalırsa takımın şimdiki kaptanı Ahmed Hassan'dı.





Beşiktaş hakkında okurlarımızdan gelen soruları sormaya devam edelim. 10-0'lık Adanademirspor maçı yerine sevgilinizle sinemaya giderken ki pskilojinizi öğrenebilir miyiz? Maçın skorunu duyunca ne yaptınız? 'Şampiyon Beşiktaş' isimli, Vedat Okyar'ın -ruhu şad olsun- anısına çekilmiş bir kısa filminiz var. Senaryosu size ait ve rolde almışsınız, bunun hikayesini kısaca anlatır mısınız? Bir de Beşiktaş konulu olmayan bir şiir kitabı çıkarmayı planlıyor musunuz?

- Valla halen o maçı kaçırdığıma biraz üzülürüm. Ama biraz. Çünkü 'aşk' vardı, napacaksın! Maçın skorunu mısırcı kardeşten duyunca, dalga geçiyo sandım. 'Hakkaten on-sıfır abi' dedi, durdum öyle! Filmimiz baba-oğul hikayesi. Beşiktaş, filmde ortak tutkularının motifi. Spikeri yazarken, kendime yazdım zaten. Evet, futbolsuz şiirleri 'Sade' adıyla kitaplaştırmak için kendime sözüm var, bu yıl bu kitap çıkacak!


Peki Vedat Özdemiroğlu futboldan başka sporlarla da ilgilenir mi? Spor yapmayı mı daha çok seversiniz, izlemeyi mi?

- Masa tenisi, ara sıra yaptığım tek spor. Yapmayı da severim sporu, izlemeyi de. Ama izliyorum daha çok.

Biraz da özel hayatınıza girelim :) Ne tür müzik dinlersiniz? Ne tür film izlersiniz? Takip ettiğiniz dizi var mı? Kitaplarla aranız nasıldır?

- Timur Selçuk, Duman, Billie Holiday, Amy Winehouse ve Ray Charles, son günlerde en çok dinlediklerim. Kara film severim, polisiye severim, gerçekçi sinemayı fantastik anlayışa yeğlerim.(Olağan Şüpheliler, sevdiğim filmdir.) Hanımın Çiftliği'ni seyirci, Aşk-ı Memnu'yu ise mizahçı olarak takip etmeye çalışıyorum. Kitap, en yakınımdır.Son sekiz aydır, göz atmalar dışında sadece Dostoyevski okuyorum.



Manga'nın klibinde oynama hikayesi nasıl gelişti, kısaca ondan da bahseder misiniz?

- Hikayeyi anlattılar, şarkıyı dinlettiler, olur dedim, oynadım. Uzun ve sonlara doğru yorucu oldu, fakat çok zevkliydi. Sonuçtan memnunum.

Tek kelime – Tek cevap desek :) ;

Oğuz Aral: Usta
Beşiktaş: Şampiyonluk
Aşk: Çokşirin!
Uykusuz: Fırat
VÖSYM: Güzeldi!
Demirören: Başkan
Milliyet: Basında Güven
Vedat Okyar: Çalım, pas ve penaltı duayeni
Cem Yılmaz: Zeka
İstanbul: Ruhşehir!
Neden Mizah ?: Şarkı söyleyemediğim için...

Son olarak biraz özel bir soruyla kapatalım dedik. Babanız alkol aldıktan sonra biraz da size içirmiş küçükken ve alkol kontrolü sırasında "sizin makine bozuk, çocuğa içirin onda da çıkar" tarzı bir olay geçmiş sanırım başınızdan. Doğru mudur?

- Yok, bu olay bizim başımıza gelmedi. Karadenizli bir babayla oğlu arasında geçmiş, polis nereliydi bilmiyorum. Duydum, güldüm, gösterilerimde de anlatıyorum.

Futbol bloglarını, ya da futbolla sınırlandırmayalım, blogları takip ediyor musunuz? Bizim blogumuzu inceleme fırsatınız oldu mu? Nasıl buldunuz?

- Çok takip edemiyorum. Röportajı geciktirdiğim için bana küseceksiniz diye tırsıyodum, şimdi rahatladım,ilerleyen zamanda bakarım blogunuza. Bloglara dadanırsam, Dostoyevski de bana küser!


Röportaj isteğimizi kırmayan Vedat Özdemiroğlu’na tekrar teşekkür ederiz.

16 Ocak 2010 Cumartesi

13 Ocak 2010 Çarşamba

Spekülatif Tarih #12 | Yakup Cemil Efsanesi


Gittikçe günümüze yaklaşıyoruz spekülatif tarih serisinde. Elbet bir gün geriye dönebiliriz ancak şu an konumuz Babali baskını ve Enver paşanın sağ kolu Yakup Cemil'dir. Hadi bakalım...

Önce Yakup Cemil kimdir sorusuyla başlamak gerekiyor, yukarıda biraz bahsettim ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) komitacı (gerilla diyelim en basitinden) kolundan olan Yakup Cemil aynı zamanda Türk tarihinin gördüğü en büyük looser'lardan biri olan Enver Paşanın sağ koludur. Hikaye de onun hikayesidir...

Aynı zamanda Yakup Cemil Mustafa Kemal gibi komutanlarla birlikte gerilla savaşı (düzensiz ordu, vur kaç taktiği) yapmak üzere Osmanlı'nın Afrika'da kalan son toprağı olan Trablusgarb'a gönderildi. Bu yüzden askerin çok sevdiği bir isim. Aynı zamanda tabir-i caizse deli dolu bi' adam, ne zaman ne yapacağı hiç bir zaman belli olmuyormuş ve gözü karalığı kimi zaman başına büyük dertler açıyormuş. Hatta Atatürk'ün kendisi hakkında "Eğer bir gün bir ihtilal yaparsam yanıma alacağım ilk adam Yakup Cemil'dir, ihtilalden sonra da ilk asacağım kişi de yine Yakup Cemil'dir." dediği bile rivayet edilir. Gelelim Bab-ı Ali baskınına... Bu baskında Enver paşa önceden halkı galeyana getirmek için sivil kılıkta asker yollamasına rağmen istediği kalabalığa ulaşamamış hatta baskından vazgeçme aşamasına gelmiştir. Yakup Cemil Enver Paşa'yı vazgeçirmemiş ve dönüşü yok artık diyerek en önde kendisi girmiştir. Bu baskın sırasında Harbiye nazırını Enver Paşa'ya "sizce de çok konuşmadı mı" diyerek alnından vurmuş ve kansız geçmesi istenilen ihtilalde İTC'yi 1-0 geride başlatmıştır.

Gözü karalığı, vatan severliği, tutkusu gibi bir çok özellikle askerin gönlünde taht kurmuş Yakup Cemil ihtilalde Nazım paşayı vurmasının da etkisiyle yüzbaşı iken ordudan atılmıştır. Hatta bu atılma daha da ileri zamanı geldiğinde Enver paşa kendisine "İTC'ye karşı darbe" suçlamasıyla hapise attırmıştır. İTC'yi çok seven Yakup Cemil, Enver paşanın olaydan haberi olmadığını olunca mutlaka kendisini çıkaracağını düşünür ve ona defalarca mektup yazar. Cevap hiç bir zaman gelmemiştir... Yakup Cemil Enver paşanında bu durumdan haberi olduğunu anlamaya başlamıştır. Ardından Yakup Cemil hakkında idam kararı çıkar... Bu arada hapishane günlerinde herkes mahkum kıyafetleri ile dolaşırken Yakup Cemil pırıl pırıl subay kıyafetleriyle dolaşmıştır. Yine aynı kıyafetlerini giyip idam alanına gider. Burada "askerlerim susamıştır" diyerek askerlere karpuz aldığı efsanesi vardır ancak birazdan anlatacağım efsane karşısında "Uefa Kupası-Cumhurbaşkanlığı kupası" arasındaki farkı yaratacaktır.

İdam, farklı bir idamdır, askerler emirle birlikte Yakup Cemil'i kurşunlayacaklardır. Komutan emir verir: "Rahat" Hiç bir asker kıpırdamaz bile hepsi Yakup Cemil'in gözünün içine bakmaktadır kendisini kaçırmak için. Çok sevdikleri komutanlarına silah çekmeyi kendilerine yedirememektedirler. Komutan sinirlenerek tekrar "Rahat" komutunu verir askerlere. Yine tık yoktur. Ardından Yakup Cemil "komutanım özür dilerim, izin verirseniz" diyerek söz ister. Komutan şaşırmış ve sinirlenmiş bir şekilde izin verir. Yakup Cemil "Hazır" komutunu verdiğinde askerler gözünün içine baktığı Yakup Cemil'in emrine uymuşlardır. Ardından "hazır ol" emri askerler için üzücü, Yakup Cemil için şerefli bir sona gidildiğini göstermekteydi. Yakup Cemil "ateş" emrini verdiğinde hem kendi ölüm emrini verdiği, hem askerleri tarafından ne kadar sevildiği, hem de komutanın karizmasını giderayak nasıl çizdiği düşünülebilir. Ancak bunlarla beraber asıl düşünülmesi gereken nasıl "efsane" olduğudur bence.

Gereksiz Bilgiler:
- Kendisinin idam sırasında 14 kurşun yedikten sonra yarım saat can çekiştiği ve ölmediği söylenir.
- Yanlış hatırlamıyorsam Vecdi Gönül danıştay saldırısı için "İTC ve Yakup Cemil'in Bab-ı Ali baskını gibi" ifadesini kullanmıştı.
- Abdullah Çatlı da Süleyman Demirel tarafından Yakup Cemil'e benzetilmiştir.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Spekülatif Tarih #11 | Gazi Osman Paşa


Spekülatif Tarih yazı dizisine verdiğim istem dışı aradan dolayı özür dileyerek yazıya başlıyorum. Osmanlı dağılma dönemindeyiz, 1877 Osmanlı-Rus savaşı ya da diğer adıyla 93 harbinde yaptığı kahramanlıkla Gazi Osman Paşa bu yazımızın konusu olacak.

Osmanlı, dağılma döneminde gelen geçenin tokatladığı, canı isteyenin, egosunu tatmin etmek isteyenin savaş açtığı ve ufacık Moskova klezniğinden gelip Osmanlı'yı şamar oğlanı yapan Rusya'nın en cuk oturan tabiriyle "hasta adam" olarak nitelendirdiği bir devlet konumuna düşmüştür. O dönemde izlenen denge politikası da İngiltere'nin çıkarları doğrultusunda Rusya'yı dizginlemesiyle biraz olsun fayda sağlasa da devleti yıkılmaya doğru götüren süreçten kurtaramamakta. Bu dönemde Osmanlı'nın güçsüzlüğünü ortaya koymak için, ismi önemli olmayan antlaşmanın şu maddesine dikkat çekmek istiyorum:

"Eğer Osmanlı'ya savaş açılırsa, Rusya tüm gücüyle Osmanlı'ya yardım edecek, Rusya'ya saldırı olursa Osmanlı sadece boğazları kapayacaktır."

Bir devlet ancak bu kadar küçümsenebilir. Ancak "Sen zaten bize yardım edemezsin, bari bir işe yara da boğazlarını kapa" mantığıyla hareket eden Rusya'ya hak vermemek elde değil. Her neyse, Osmanlının güçsüzlüğünü anlatmayacağım sadece dönemin Osmanlısı hakkında ufak tefek bilgi sahibi olunmasını istedim. Dönelim 93 harbine. (Rumi takvime göre 93'lü bir yıla geldiği için 93 harbi denilmiş) Bu savaş aslında bir çok ilginç noktayı barındırıyordu. Öncelikle o zamana kadar dostça, aramızda hiç husumet yaşamadığımız Ermenilerle aramızın bozulduğu savaş olarak nitelendirebiliriz bu savaşı. Fransız İhtilalinin imparatorluklar için en zarar verici ilkesi olan milliyetçilik ilkesinin tavan yaptığı bu dönemlerde, Rusya'nın kışkırtmasıyla Doğu Anadolu'da egemen olma düşüncesiyle savaş boyunca Ruslara yardım eden Ermenilerle günümüze kadar süren düşmanlığın tohumları sanıyorum ki orada atıldı. Ancak Osmanlıyı balkanlar ve doğu anadolu olmak üzere iki cephede sıkıştıran Ruslar, Osmanlıyı Doğu Anadolu'da yenmişlerdir ancak benim bahsedeceğim cephe, diğer cephe yani Balkanlar cephesi.

Osmanlı çok kritik bir durumla karşı karşıya. Ploşnik Rusları durdurabilmek için son stratejik nokta, ancak Rus askerlerin Ploşnik'e yürüme mesafesi 2 gün iken, Gazi Osman Paşa ve askerlerinin ise Ploşnik'e varış mesafesi 3 gündür. Ancak düşman mutlaka Ploşnik'te durdurulmalıdır. Osman Paşa ve askerleri, 10'ar 15'er dakikalık çok kısa molalarla, yola dayanamayanları geride bırakarak Rus ordusundan önce varmayı başarmışlardır. Bu yorgunluk üzerine askerler kendi cenaze namazlarını kılıp üstüne bir de "hücum!" emrini almışlardır. "Ne? Kendi cenaze namazları mı?" diyenleri duyar gibiyim. Açıklayalım. Bu olay eski bir Türk geleneğidir. Kazanılması zor olan savaşların öncesinde şehitlik mertebesine erişecek askerler, kendi cenaze namazlarını kılar. Hatta anılarında Türk askerinden de bahseden Alman Limon Von Sanders "ölmek için bu kadar heyecanlanan bir millet nasıl oluyor anlamıyorum" gibisinden bir şeyler söylemiştir.

Savaşa geri dönelim... İki ordu da savaş alanına geldi, ancak burada Gazi Osman Paşa öyle destansı bir savunma yaptı ki. Öncelikle savaş alanlarında eşi benzeri görülmemiş bir şey yaptı: içiçe geçmiş cepheler yaptı ve aralarına tünel kazarak geçişi sağladı. Bu ne fayda sağladı diyecek olursanız, Rus askeri o cepheyi ateşe tuttuğunda hemen diğer cepheye geçildi, Rus askeri "orayı temizledik" diye cepheye yaklaşınca diğer cepheye geçen askerler Rus askerlerini temizliyordu. Gazi Osman Paşa ve askerleri o kadar büyük bir savunma gayreti koydu ki ortaya, 1 günde elde edilecek denilen Ploşnik tam 141 günde düşmana teslim edildi. Son olarak Rus ve Ruslara bağlı askerlerin Osman paşanın askerlerine oranının 10'a ulaştığında ve Ploşnik'in etrafı sarıldığında Osman paşa askerlerine düşmanın içinden geçerek, geri çekilmeyi emretti. Ancak bu hareket başarılı olamadı ve Gazi Osman Paşa esir düştü.

Esir günleri sırasında ise Rus generaller anı olarak Osman paşa'nın kılıcını istediler, yemeklere devet ettiler, tanışmak için sıraya girdiler. Ancak Gazi Osman Paşa hiç birine yüz vermedi ve "ben esirim, bana esir gibi davranın" diyerek ne kadar büyük olduğunu tekrar gösterdi. Ülkeye dönüşünde beyaz mendillerle, binlerce kişi tarafından karşılanan Gazi Osman Paşa ülkede kahraman ilan edildi. Ölümünde ise Osmanlı halkı günler boyunca yas tuttu. Bu da bonus:

PLEVNE MARŞI

Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Pasa
Plevne'den çıkmam diyor

Olur mu böyle olur mu
Evlât babayı vurur mu
Sizi millet hainleri
Bu dünya size kalır mı

Düşman Tuna'yı atladı
Karakolları yokladı
Osman Paşa'nın kolunda
Beşbin top birden patladı

Kılıcımı vurdum taşa
Tas yarıldı baştan başa
Askerinle binler yaşa.
Nâmı büyük Osman Paşa